Foto buradan.
İlerleyen hamilelikten olsa gerek, bu aralar cidden çok yorgunum. Öyle böyle değil. Gerçi geçen sefer böyle değil idi, zıpkın gibiydim, kendime inanamıyordum. Yahu bu iş kolaymış havasındaydım. Yaş kemale erdiğinden herhalde, bu sefer devamlı kemiklerim ağrıyor, habire yakınasım var. Milletin sabrı da bir yere kadar tabii. Daha iki aya yakın zaman kalmasına rağmen, kendimi 14-15 aylık hamile gibi hissediyorum. Bu çerçevede Cuma’lara aşırı bir sempatim var (TGIF).
Mütevazı haftasonu planlarım şöyle:
Ve de en önemlisi; son 5-6 haftadır, istisnasız hafta içi hergün 07:30’a doğru yataktan sürüklenerek kaldırılan, oysa haftasonları yeminliymiş gibi en geç saat 06:35 itibarıyla “sakallı dede, elinde baston, cim bom bom“ şeklinde şarkı çığırarak evin içinde cirit atan ufaklığın, en az saat sekize kadar uyuması konusunda allaha duacı olunacak; birtakım vaatlerde, olmadı tehditlerde bulunulacak vs. Böyle işte.
İmza D.
Malum anayasa değişiklik paketi gündemde. Referandumda geçerse CHP bunu hemen Anayasa Mahkemesine taşıyacak. Bu çerçevede, insanı gülümseten eylemlerle ortaya çıkan Genç Siviller yeni bir eylemle karşımızda. Basından aldığım haberi aynen aktarıyorum:
Genç Siviller 1. Geleneksel CHP-Anayasa Mahkemesi Dosya Taşıma Yarışması yapıldı. CHP Genel Merkezi önünde toplanan Genç Siviller üyesi yaklaşık 50 kişilik grup, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davaları protesto etmek amacıyla, ‘Geleneksel CHP-Anayasa Mahkemesi Dosya Taşıma Yarışması’ adı altında bir eylem düzenledi. CHP Genel Merkezi önünde toplanan grup üyelerinden yarışmaya katılacak olanların göğüslerine numara yapıştırılırken, ellerine birer dosya verildi. Başörtülü bayanların da katıldığı yarışma öncesinde kısa bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “Her anayasa değişikliğinden sonra Anayasa Mahkemesi’ne koşan CHP’yi yoğun günlerin beklediği bir dönemde, CHP’ye kalifiye elemanlar kazandırmak amacıyla bu yarışmayı düzenliyoruz. Buradan Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak koşuda 1. gelen kişi CHP’de istihdam edilmek için büyük bir avantaj kazanacak.” denildi. Konuşmadan sonra, yaklaşık 30 kişi için, CHP Genel Merkezi önünde start verildi. Temsili olarak hızlı yürüyüş yapan eylemciler, daha sonra araçlarla İncek’teki Anayasa Mahkemesi’ne geçtiler. Araçlardan inen eylemciler, Anayasa Mahkemesi’nin yan girişine açılan finiş pankartının önüne kadar bir müddet daha yürüdüler. Protestoculardan Tarık Beyhan, ‘Genç Siviller 1. Geleneksel CHP-Anayasa Mahkemesi Dosya Taşıma Yarışması’nı birincilikle bitirdi. Eylemciler, 1. gelen yarışmacıya kupasını verirken, konfeti patlattılar. Tarık Beyhan, rakipsiz olduğu yarışa, CHP’li gençlerin de katılması çağrısında bulunurken, CHP’nin kendisine kadrolu olarak iş vermesi durumunda, sürekli olarak Anayasa Mahkemesi’ne dosya taşıyacağına ve Meclis’in çalışmasını engelleyeceğine söz verdi. Tarık Beyhan, konuşmasının ardından 1.’liğini şampanya patlatarak kutladı. Genç Siviller, eylemden sonra sessizce dağıldı.:)
The man who stare at goats‘a gittik apar topar. Biraz hüsrana uğradım.
Önce elli saatte çıkan fast food yemeğim için minik bir sinir krizi geçirdim. Sonra o sebeple filme geç girdik, jeneriği kaçırdık. İlk yarı yarım saatte bitti. O noktada bayağı bir kısmını kaçırdığımızı fark ettik.
Ewan Mc Gregor bir muhabir, fazla bir şey yapamamış hayatta. Sonra George Clooney ile tanışıyor. Biz o noktada henüz sinema salonuna girmeyi başaramamış durumdayız. Girebildiğimiz noktada bunları bir arada görüyoruz, Clooney’nin (Lynn) pisişik işler çeviren bir özel kuvvetler adamı olduğunu anlıyoruz; ama epey bir süre sıyırmış mı ciddi mi emin olamıyoruz. Sonra devreye bu işlerin erbabı Bill (Jeff Bridges) giriyor. Bir de bakıyoruz Kevin Spacey de var filmde; ama kötü adam rolünde. Üç tane baba gibi adam bir arada oynar da bu kadar vasat bir şeyler mi çıkar ortaya? Bazı sahnelerde epey kıkırdadık, ama genel olarak tavsiye edemeyeceğim sanırım; zorlamaya gerek yok.
Filmin tek iyi tarafı Clooney’nin karakteri Boston dinlemeyi sevdiği için, sık sık kulağımıza Boston çalınıyor. Ertesi gün evdeki Boston CD’sini bulmaya karar veriyorum, sırf o bile ağzımın tadını yerine getiriyor.
Kaç zamandır aklımdaydı, İstanbul’a bir gittiğimde, ufaklık da yanımda olursa, onu bir ana haber bülteninde Adana’lı bir gencin sevgilisine evlenme teklif etmek için tercih ettiği yer olarak konu edilen (ne alaka değil mi?, çok da romantik cidden :), ama ne romantik ne değil çok göreceli kavramlar, vs ) Turkuazoo‘ya götürmeye niyetliydim.
Geçen Pazar öğle saatlerinde Turkuazoo’ya vardık (Aman park yerini bir yere not edin, herkes ayrı bir harf hatırlayınca çıkışta kapışma potansiyeli oluyor). Bizim ufaklığa sana birisi yaşını sorarsa, 3 diyeceksin diye tembih ettik; zira 0-3 yaş bedava, üzeri 18, yetişkin 20 YTL. Zaten bu aralar devamlı kaç yaşındayım? diye sorguluyor. Arada 4 diyorum, sonra yaşgünü olunca şimdi 4 oldun diyince çocuk zaten 4 değil miydim demesin diye arada 3.5 diyorum. Bu arada 4 bitecek 5 diyenler var, durum zaten onun göreceli olarak minik beyni için çok karışık. Güvendi bana, 3 demeye anlaştı, ama soran olmadı zaten.
4 yetişkin + 1 çocuk olarak girdik akvaryuma. Bizim ufaklık zaten ilgisi çabuk dağılan bir tip. Zevkten çıldırmış gibi değildi. Yetişkinler de, fena değil diyerek gezdik, ama bence en mantıklısı bir yetişkinin bir çocuğu yanına alarak gezmeye gitmeleri. Ben ki böyle ıvır zıvır şeyleri severim, çok etkilenmediğimi itiraf etmeliyim. Bir tek tünel gibi bir yerden gidiliyor, orası bir nebze daha sevimli; ama biz gezerken çok kalabalıktı, genelde de çok dar. Kapalı yerlere bayılmayanlar biraz zorlanabilirler. Forum’un web sitesinden bulduğum bu resim daha ferah bir günde çekilmiş.
Bir arkadaşım oğlunu götürmüştü, o bahsetmişti: Balıklara yem veren bir balıkadam vardı falan diye. O balık adam bence devamlı dolanıyor, çünkü biz de rastladık. Olayı bir nebze şebekliğe vurmuş, devamlı millete el sallıyordu. Bir de bazı bitkilerin, mercanların -neyse artık onların isimleri- çok renkli ve çok sık arayla olduklarını fark ettik, işkillendik. Sonradan yapma olduklarını keşfettik, ona da bozulduk biraz doğal olarak.
Özetle görmüş olduk. Çok bayılanlara, 1 yetişkin+ 1 çocuk formülü ile önerebiliriz. Daha fazla yetişkini sürüklemeye gerek yok. Akvaryum hastası değillerse tabi. Bizim öyle olmadığımız ortaya çıktı. Gerçi günün birinde discus cichlid besleme hayalim sürüyor. Ama şu anda evdeki mevcut akvaryumda mümkün değil; çünkü ısıtması yok/ küçük vs. Ancak içindeki koi‘leri barındırabiliyor. Onlar da rambo gibi balıklar zaten, ne yapsan dayanıyorlar.
Geçen hafta Perşembe, bizim ufaklığın geniz etleri alındı. Saat 9’da gittik hastaneye. Narkozdan uyanması, ayaklanması, keyfinin yerine gelmesi derken, saat 3 gibi herşey bitmişti, yolundaydı, eve doğru yola çıktık. Akşam biraz vık vık uyudu. Arada hayır hayır diye uyandı. Bunu da ameliyathanede yaşadıklarına bağladık; zira ne yaşadığını tam olarak bilemiyoruz. Doktor tanıdıktı. Ameliyathanenin girişinde doktor amcasına teslim ettik. Ardından neler oldu bilemiyoruz, ama hastaneden ayrılırken adama öpücük veriyordu. Hala araları iyi gibiydi, demek ki fazla hırpalanmamış diye düşündük.
Cuma sabahı sıfır kilometre uyandı. Sanki bir önceki gün sıradan bir günmüş gibi. Biz de normal hayatlarımıza geri döndük. Ama bizim ofisin sağolsun, çocuğun ameliyat olursa sana da üç gün izin var gibisinden bir prensibi varmış. Bu çerçevede ben de Cuma izinliydim. Evde oyalandık, kahvaltı vs, sonra ufaklık babanneye gideceğim diye tutturdu. Ben de ipimi kopardığım gibi, teyzemi de ayarlayıp Yüreğine Sor‘a gittim.
Yusuf Kurçenli çekmiş. Ben Türk dizilerine pek aşina olmadığımdan, Tuba Büyüküstün’ü ilk defa seyrettim. O kadar duru bir güzel ki. Oyunu da batmıyor. Karadeniz’de geçiyor ve o kadar güzel renkler var ki. Benim gibi Karadeniz hastasını uçurdu. Hikayesi de sıkmıyor, özetlemeye çalışayım. Esma ve Mustafa birbirini seviyorlar, ama Mustafa gizli Ortodoks. O dönemde Osmanlı’da da demokratik bir açılım varmış gibi duruyor. Köylünün bazısı açıklayalım kimliğimizi diyor, Mustafa’nın başından aşağı kaynar sular dökülüyor çünkü Esma da bilmiyor, Esma’nın ailesi de zaten toleranssız tipler, yani ortaya çıkarsa bu iş olmayacak. Bu arada Esma köyde en güzel kız bu nedenle Mustafa’nın yakın arkadaşı da buna göz koyuyor. Öbür oğlanın adını unuttum ama Hakan Eratik oynuyor. Bu arkadaşı da hayatımda ilk defa seyrettim. Yeşim Salkım’la evlendi diye duydum. Sonra da bir röportajını okudum doğruymuş. Özetle film gayrımüslimlerin dertlerinden dem vurmuş. Çok güzel. Sonu biraz destansı ama fena değil.
Karadenizde geçmesi olayı daha bir sevilesi kılıyor, bazı sahnelerde insan nemin kokusunu alıyor gibi. O kadar güzel çekimler var yani. Tatile ihtiyacım var sanırım:)