SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
En güzeli
7.Aralık.2009

Ailecek fazla Türk dizisi seyredemiyoruz doğrusu. Senaryo uzadıkça, anlamsız olanaksızlıklar, mantık hataları sıralandıkça, bizim sinir sistemi harap oluyor. Bir tek Uğur Yücel’in hatırına Canım Ailem‘e arada bakıyoruz. Ama o da o kadar sıkıntılı ki. Yani bir dizi de herkesin mi devasa sorunları olur? Herşey mi çıkmazda olur? İnsanın çekilin yahu, bir de ben deneyeyim diyesi geliyor.

aslı tandoğan

Sanırım her biri bir sinema filmi titizliğinde hazırlanmış yabancı kriminal diziler, bizim ailecek beklenti çıtasımızı fazlasıyla yükseltti. Bir zamanlar senaryo yazarı olmaya çalışan (sonradan oldu da) bir arkadaşımız vardı. Hep Türkiye’de beklenti böyle, daha iyisini yapsan da tutmaz derdi. Biz dolu dolu senaryo niye tutmasın yahu? illa ilköğretim seviyesinde mi olsun? diye tartışırdık. Şimdilerde bir senaryo yazıyor izliyoruz uzaktan, o da  sakız gibi uzamış da uzamış. Halbuki iyi de bir sinema seyircisi idi. Demek ki, birikim her zaman işe de yaramıyor.

Neyse lafı uzatıp gelmeye çalıştığım ilgisiz nokta kısaca şu: Bence Türk dizilerinde en güzel kadın oyuncu Aslı Tandoğan (Kapalıçarşı). O kadar doğal bir tip ki. Bir iki kişiye söyledim, herkes ya evet, cidden diye arka çıktı. Oyunu da iyi. Buydu işte asıl diyeceğim.

İmza D.

Ufaklığa “anneciğim” diye hitap etmek
6.Aralık.2009

zürafaDaha  dün akşam, yani Cumartesi akşamı, evin erkeği ve kankası Fener maçını seyrederken, raporlu olduğum halde (o kadar vazife bilinci içindeyim yani:)) ofis için Pazartesi sabahına bir şeyi yetiştirme telaşında idim.

Bu arada bianet‘de gezerken “çocuklarına anneciğim diye hitap eden anneler” konulu bir yazıyla karşılaştım. Bizim ufaklığı genelde anneciğim diye çağırdığım için, hemen profilimi öğrenme sevdasıyla yazıyı okudum. Okuduklarım hoşuma gitmedi pek. Yarın ne alakası var tipinde bir post yazayım diye aklıma not düştüm (bu lafı da ne seviyorum be: aklıma not düştüm). Lakin sabah yazıyı bulmak mümkün olmadı. Hatırladığım kadarıyla, yazıda çocuklarına anneciğim diye hitap eden annelerin, öncelikle dışarıdan çok itici durduğundan, ardından da bunların aşırı korumacı, çocuk odaklı olduklarından bahsediliyordu. Gerisini de pek hatırlamıyorum doğrusu,  ama okurken epey keyfim kaçmıştı.

Anneciğim diye hitap etmek gerçekten bence de dışardan itici durabilir, ama beni buna sevkeden bizim ufaklığın adının telaffuzunun çok çok kolay gelmemesi bana. Nereden dilime dolandı o da ilginç, çünkü ben kimseye -ciğim, -cığım falan ekleriyle hitabı sevmem, anneme anneciğim de demem.

Yazıdaki diğer argümanlar ise tamamen temelsizdi bence. Aşırı korumacı olmak vs, hepsini peşinen reddediyorum. Sonuç olarak her okuduğundan etkilenen insan olarak tadım kaçtı. Sanırım artık daha az kullanacağım, ya da sadece evdeyken:) Eski ama sevilen bir pijama gibi.

Resim artforadoption‘dan.

İmza D.

Minicik bir milletvekili geyiği
5.Aralık.2009

meralGeçen gün haberlerde Eski Türk-İş Genel Başkanı ve şimdilerde CHP İstanbul milletvekili Bayram Meral’in Oran civarındaki ormanda yürüyüş yaparken, bir sürü köpeğin saldırısına uğradığına dair bir haber vardı. Meclis tabipliğinden bilmem kaç günlük rapor almış. Geçmiş olsun. Haberde iki nokta komiğime gitti.

Haberi ilk gün seyrederken, tabiplikte muayene esnasında kameramanın müthiş bir mesleki başarı örneği göstererek yakaladığı, Meral’e ait, iç çamaşırını sıyırıp sedyeye yüzüstü yatarkenki görüntüleri seyrettik. Hem de kaç kere. Çok mu lazımdı bize sayın milletvekilinin iç çamaşırını sayısız defalar görmek? Baktım ertesi sabah haberlerde iç çamaşırı görüntüleri traşlanmış. Birileri uyardı heralde. Neyse bu birincisi.

İkinci konu ise şu: Meral köpeklere çare bulunmadığı ve yürüyüş parkuru çevresindeki ormana salıverildikleri için, belediyeye sitem ediyor. Haklı olabilir. Komik gelen şu: Ropörtaj esnasında “komplo olmasın?” diye soruluyor allahın emri. Meral, “yahu ne komplosu olacak arkadaşlar” falan demiyor. Ciddi ciddi olasılıkları değerlendiriyor. Ben diyor, hiç kimseye zararı olmayan bir insanım, benden ne istesinler? Ömrüm insanlara hizmetle geçti, gibisinden şeyler söylüyor. Nasıl ya? 🙂 Ormanda yürürken köpek saldırmış işte, var mı ötesi?

Öte yandan Bayram Meral’ın hizmetleriyle ilgili daha fazla okumak isterseniz buradan ve buradan.

İmza D.

Paul Coelho – Kazanan Yalnızdır
30.Kasım.2009

winner_20Bayramda  kendimi çok kalabalık bir ortamın içinde buldum. Ama şansım vardı, etrafta ilgiden azmış haldeki kızımla ilgilenmeye dünden razı, bir sürü eli öpülesi insan olduğundan, kendi başıma kalıp bol bol kitap okuma fırsatı buldum. Önce Yaşar Kemal’in son kitabını okuyordum, sonra  sıkıldım.  Bayramdan hemen önce de Coelho‘nun son kitabını bulmuştum, mecburen ona sardım.

card-24-lowSimyacı‘dan beri çok sevdiğim, sadakatle okuduğum, ama Simyacı’nın tadını da sonra hiç bir kitabında bulamadığım Coelho, yine bana bir festival tadı yaşatmadı dogrusu. “Lüks, şafahat, başarıya olan düşkünlük” gibi klişeler yine ön planda. Kitap festival esnasında Cannes’da geçiyor. Hayalleri için herşeyi göze almış tipler var, ara ara yahu benim hayattan istediğim bu muydu gibisinden sorguluyorlar konumlarını, ama kimse de bu lüks ortamını terk etmeye yanaşmıyor. Böyle her yerde karşımıza çıkan muhabbetler dönüp duruyor kitap boyunca.

Şunu da itiraf etmeliyim: Her kitabı bana sanki bir öncekinden daha basit gelmeye başladı. Sinirimi bozmuyor değil doğrusu. Bence artık neyin sattığını da keşfetti, aynı telden çalıyor. Neyse okuyoruz işte karşımıza çıktıkça. Sonuç olarak şiddetle tavsiye edemiyoruz.

İmza D.

The Proposal
28.Kasım.2009

2012’ye çuval dolusu çamur attıktan sonra, fazla iddiası yok gibi duran The Proposal ile ilgili de bir iki laf etmek isterim.

The Proposal - Teklif

Filmin büyük çoğunluğu Alaska’da, cehennemin bir köşesi gibi lanse edilen ama dünya harikası bir yerde geçiyor. Bayram da Kasım ayının sonuna denk geliyor, kayağa da gidilmez erken, deniz de geçti diye tasalanırken, tam olmak isteyeceğim yerlere dair görüntüler sunuyor. Ayy mutlaka seyredin falan diyeceğim bir film değil asla, ama çok sevimli. Tertemiz, hatta tertemiz dağ havası geliyor insanın burnuna. Çok sevimli. Fark ettiyseniz tekrar tekrar sevimli demek istiyorum:)

Bu arada; Ryan Reynolds bir filmin oyuncuları arasında görüp de mutlaka filmi seyretmeme sebep olacak bir aktör değildi. Hatta başrolde olmasının olumsuz bir etkisi bile olabilirdi. Baktım bu filmde oyunculuğu da rahatsız etmedi. Üstelik kendisi, eskilerde seyrettiğim  ” Two Guys, A Girl and a Pizza Place“ den beri epey bir karın kası yapmış. Helal olsun diyorum. Yolu açık olsun garibin.

Sandra Bullock zaten her daim güzel kadın. Doğal güzel. Hiç kasmıyor gibi bir havası var. Yaşlansa da sevimli.

İmza D.