SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Sunset Park -Paul Auster
11.Mayıs.2011

Uzun aradan sonra  bir kitap bitirmeyi başardım.

Paul Auster‘dan en son Görünmeyen‘i okuyup,  çok da beni sarmadığını yazmıştım.  Hâlbuki kitap süper eleştiriler almıştı. Bu defa çok sevdim. Bu, artık kitabın edebi değeri hakkında bir ipucu verir mi orasını bilemiyorum.

Kitap Miles Heler adında 20’li yaşlarının sonlarında ki bir arkadaşımızın kendini Florida’ya sürgün etmesi ile başlıyor. Miles  7 sene önce üniversiteyi terk ettiğinden beri  ailesi ile konuşmamış. Halen, kaza ile erkek kardeşinin ölümüne sebep olması olayının, kendisi, babası  ve üvey annesi üzerindeki etkisini tartışıp duruyor. Evi terk ettikten sonra oradan oraya göçüyor, garip işlerle uğraşıyor. Florida’da son işi, terk edilen evlerde insanların bıraktıkları eşyaları toparlamak. Miles, Florida’da iken kendine bir sevgili yapıyor ama ona babasının bir yayınevi sahibi annesinin de ünlü bir oyuncu olduğundan bahsetmiyor. Sonra bir şekilde New York’a dönmek zorunda kalıyor ve borçtan dolayı kredisi ödenememiş ve bankanın el koyduğu bir eve yerleşen bir arkadaşının yanına yerleşiyor. Bir sürü şey oluyor ( şu anda kitabı okumaya niyetlenenlerin hevesini kaçırmadan ne kadarını çıtlatabileceğimi kestirmeye çalışıyorum ama fazla anlatamayacağım sanırım).

Değişik karakterlerin ağzından dinliyoruz bir de hikâyeyi. Çok güzel kitap. Okuyun okutun. Hatta bir kısmını Auster’ın kendi sesiyle dinleyin  …

İmza D.

Açılamıyorum :):)
7.Mayıs.2011

Öpücüğün resmi
6.Mayıs.2011

Kraliyet  düğünü ile ilgili bir şey yazmaya hiç niyetim yok. Allah mesut etsin. Ama her kanalda öpüştükleri sahnenin peşinde olan ufak kızıma bir jest olarak öpücüğün resmi kayıtlarda dursun diye ekliyorum.

Bir de İngiliz düğünlerinde  şapkaların ve elbiselerin pastel tonlarındaki zırvalıklar konusunda daha fazlası yapılamaz dediğim bir noktada bu çıktı karşımıza.

Onu da, kayıtlara geçmesi için eklemek istiyorum. Bir de niye? diye sormak istiyorum.

İmza D.

Just Go with It
5.Mayıs.2011

Geçenler de bizim ufaklıkların sızdığı an ile benim de sızmam arasındaki genelde çok kısa olan zaman diliminde, Adam Sandler ile Jennifer Aniston‘un yeni filmleri Just Go with It ‘i seyrettim. Sonuna kadar uyumamayı başardım. Çok da hoşuma gitti.

Filmde Adam karakteri kadın tavlamak için evli numarasına yatan bir estetik cerrah, Jennifer da onun asistanı, boşanmış, iki çocuğu var. Bunlar Adam Sandler’ın tavlamaya çalıştığı bir kadına, herifin iyi bir baba olduğunu ve karısının ondan rızasıyla boşanmak üzere olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar. Bu arada Adam Sandler evli olmadığı için Jennifer ve bebeleri bu rolü oynamak zorunda kalıyor.

Nicole Kidman’a da eskiden millet  çok itici dediğinde hep  savunurdum kendisini, belki rolün etkisi, ama artık savunmaya gücüm/niyetim yok.  Sevimli biri değil..

Öte yandan, film çok sevimli idi. Zaten Adam Sandler ne rolde oynasa benden methiye alır herhalde. Bir de tatil ortamında geçiyordu. Yaza susamış Ankaralı olarak bana çok iyi geldi. Şiddetle tavsiye edebilirim.

İmza D.

Ankara Kazan Ben Kepçe Günleri
4.Mayıs.2011

Bizim ufaklıkları anneanne ve dedelerinin yanına katıp, babalarının yanına yolladığımda, benim için Ankara Kazan Ben Kepçe günlerinin başlayacağını yakın çevreme duyurmuştum.

Etkinlikler Pazartesi sabah biraz geç tarafından başladı. 09:00 uçağı sis sebebiyle 11:30’da kalktı. O saate kadar da % 90 iptal olacak dendi. Ofiste de işler süper yoğun olduğu için, en kötü ihtimal öğlen tatilinde gider ekibi toplar dönerim diye düşündüm. Bu arada işler yetişmeyecek diye devamlı başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu. Ama uçak kalktı, her şeyden önemlisi de sağ salim indi. Her şey halloldu.

Sonra bir baktım yalnız başımayım:)

Önce işlerimin çoğunu hallettim. Sonra eve bir koşu gidip jet hızıyla evi toparlayıp temizledim. Sonra arkadaşımla, evde bebeler bekliyor stresi olmadan uzun uzun dolaştık, boş boş takıldık, yemek yedik, sinemaya girelim mi dedik, vazgeçtik. Zaman çok bereketli geldi. Erken sokağa dökülmenin faydaları sanırım, eve döndüğümde saat daha 10:00 idi. Geçenlerde seyredip sonunu getiremeyip, horlaya horlaya uykuya daldığım No Strings Attached filmine sırf Ashton Kutcher’ın hatırına bir şans daha vermeye karar verdim.

Konusu fazlasıyla klasik: Natalie Portman karakteri; arada görüşelim, oynaşalım, ama fazla bulaşmayalım, kıskanırsan falan tadım kaçar, sabah da alarmım çalmadan arazi ol, doktorum, meşgulüm, uğraşamam havalarında. Ashton Kutcher karakteri de, tamam bana göre hava hoş diyor; ama sonra fazlasını istiyor, aşık oluyor, bana müsaade diyor. Bu sefer Natalie hırs yapıyor vs. Eğlenceli, ara ara çok komik. Genel olarak sinemada seyretsem tüh buna da vakit harcadık dedirtebilecek film. Black Swan’dan sonra insan bunda niye oynar? diye sordurdu bana. Gerçi Black Swan’a da bayılmamıştım, ama fantastik filmleri anlamakta zorlandığımdan, yoksa güzeldi. Bu arada Ashton’un babası rolünde oynayan Kevin Kline’mış. Sonradan birşeyler okurken fark ettim. Resmen yaşlanmış.

Elinize DVD’si geçerse seyredin, yoksa kanepeden  kalkıp sinemaya gittiğinize değmez bence.

İmza D.