SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Dekorasyon ipuçları
7.Nisan.2011

Yakınlarda (en geç sonbahar  gibi inşallah)  yeniden taşınacağımızı tahmin ediyorum. Akılda bu olunca da insanın eli, doğal olarak  dekorasyon dergilerine gidiyor. Bilgisayar başına geçince de ister istemez dekorasyon sayfalarında gezerken buluyor insan kendini. Bunlardan kopyaladığım resimlerden, desktop’da bir folder yapmıştım. Geçen gün bir arkadaşla konuşuyorduk, koysana bunları Kırmızı Baykuş’a, bize de  faydan dokunur dedi. Hem kendime de arşiv oluyor diye düşündüm. Bundan sonra bu konuya daha fazla eğilmeye karar verdim.

Bu en favorilerimden. Beyaz duvar ve  yerde ahşap, süper duruyor ama ancak doğramalar da beyaz ise bu görüntü yakalanyor. Aksi takdirde biraz eksik kalıyor. İskemle, falan da rengarenk çok eğlenceli, öte yandan eve gelen anneanne falan yaşıtı eş, dost akrabalardan eleştiri almayacak kadar da normal:). Bu odanın tek sıkıntısı var. TV çok yüksekte. O kadar olur artık.

Bunu da pembe duvarlara bayıldığımdan koymadım. Pembe duvarlara artık kız çocuk odalarında bile tahammülüm yok, ama bunun gibi  gayrıresmi  başucu masalarına bayılıyorum. Zira yatak odası takımıyla aynı başucu masalarına sinir oluyorum. Biz ilk evimizi yaparken eşim kendisine istemiş, ben istememiştim. Sonra yıllar içinde onun başucu masasına sulanırken buldum kendimi. Belli bir işe yarama potansiyeli var bunların, inkara gerek yok. Ama böyle saçma sapan, gayrıresmi olsun istiyor benim canım. (Bu arada bizde bu resimdeki gibi eski bir telefon var. Kayınbiraderimin ilk ofisinden kalma. Çalınca insanın aklı çıkıyor, korku filmi gibi ama seviyorum onu ben:))

Kızıma da böyle bir raf mutlaka yapacağım. O kadar seviyor ki dizsin etsin. Maalesef rafımsı birşeyler yok odasında. Bu harika bence. Pembe boyanmış eski tip çekmeceli şey de çok güzel. Herşey yeniden kullanılsın, boyansın edilsin çıksın ortaya.

Son olarak da bu resim.  Bunda sevdiğim bir çok şey var. Öncelikle koyu renk kanepe. Kanepelerde lacivert bence en yakışıklı renk. Ancak geçen senelerden hatırladığım lacivert döşemelik kumaş bulmak çok kolay değildi. Ayrıca iki tane kahve masasının takım olmaması da çok sevimli.  Genel olarak güzel.

Devam edeceğim önümüzdeki günlerde.

İmza D.

Çoğunluk
23.Mart.2011

”

Çoğunluk‘u geçenlerde seyredip çok sevenlerdim. Baktım sevmeyeni de bolmuş ama benim çok hoşuma gitti. Özetle şöyle bir hikâyesi var: Mertkan, diye yaşasa bir, yaşamasa bir genç var. Babası müteahhit, bu da getir götür yapıyor. Kendi gibi arkadaşları var, alışveriş merkezlerinde dolaşıyorlar. Sonra garson bir kızla tanışıyor, kız Van’lı, İstanbul’da okumaya çalışıyor. Kurtköy’de arkadaşlarıyla yaşıyor. Kızcağız bunu seviyor -nesini seviyorsa o da tamamen ayrı bir mevzu-. Bu da sonradan kızı seviyor.  Sonra babası kızı bırak falan diyor, herif de fazla direnmeyip bırakıyor vs. Sonradan çok üzülüyor mu,  üzülmüyor mu onu da net anlayamıyorum. Çok kalabalık bir konusu yok filmin, öyle bir kesit Mertkan’ın hayatından.

Bir yerlerde söyle bir şey okudum hakkında:

“Orta sınıf muhafazakar Türk ailesi ve bu sınıfın sahiden içi boş değerlerini çok sade bir dille seyirciye adeta tükürüyor. Aslında çoğunluk demek rahat konfor işin yürümesi demek. Bu bağlamda Mertkan duygusuzca itaat eder ve ben kimseye saygıda kusur etmiyorum kimse de bana edemez diyerek toplumsal saygınlığını içi boş bir itaat kültürüne borçlu olduğunu itiraf eder. İtaat etmeyenler ne olsa tehlikelidir; düşünenler, sorgulayanlar hele ki karşı çıkanlar ancak itelenir kullanılır.”

Başından sonuna kadar beni rahatsız eden bir filmdi. Olumlu anlamda söylüyorum bunu. O kadar başarılı tespitler vardı ki.  Mesela herif apartmanının önünde arabanın kül tablasını sokağa boşaltıp garajına giriyor. Kendi apartmanının önü. O kadar depresif bir ev ortamı ki.  Bir tek anne durumdan rahatsız gibi. Mertkan’da hiç bir duygu yok. Yapmayı sevdiği hiç bir şey yok.  Hiç kahkaha atarken görmüyoruz, duygusuz, heyecansız, korkak üstelik kötü bir herif . Bartu Küçükçağlayan‘ı ilk defa seyrettim. Bilmiyorum başka filmlerde var mı ama başka bir rolü oynayabilir mi bilemiyorum. Bunu olumlu bir şey olarak söylüyorum çünkü o rolle birdi, çok başarılı buldum onu ve filmdeki herkesi.  Babası da süperdi.  Çok sevdim. İçim de sıkıldı.  Etrafımda da bir sürü Mertkan var diye düşündüm. Yazık ya Türkiye’nin haline falan diye kederlendim.

Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması’na bu yıl sinema kariyerinde Fatih Akın ve Yeşim Ustaoğlu’nun filmlerinde yönetmen yardımcılığı yapan Seren Yüce, ilk uzun metrajlı filmi “Çoğunluk” ile Altın Portakal’dan 3 önemli ödülle döndü. “Çoğunluk” yarışmada “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ödüllerini kazanırken, film, başrol oyuncusu Bartu Küçükçağlayan’a da “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazandırdı. “

İmza D.

Karnım tamamen tok iken
22.Mart.2011

 

İmza D.

Elveda Miço…
18.Mart.2011

2004 Eylül’ünde başlayan, 5 ay barınağın minicik kafesinde devam eden yaşamı, 2005’in Şubat’ında bizimle kesişmişti. Beraber geçirilecek çok uzun yıllar hayal etmiştik… Amansız bir hastalığa yakalanıp bizi bu kadar erken terkedip gideceği hiç gelmezdi aklımıza.

Elveda iyi yürekli Miço, ışıklar içinde uyu… Vakitsiz gidişin bizi kahretti, seni çok özleyeceğiz.

14 Mart 2011, babamın kaleminden: O çok sevdiği battaniyelere tertemiz bembeyaz pamuk elleri, bacakları, göbüşü, o güzelim yüzü, yanakları, sürmeli gözleri, burnusu sarılı olarak; arka bahçede iki selvi ağacının arasında yatıyor.

 

İmza B.

Sorma bana
17.Mart.2011

Elimden  ameliyat olduğumda, bir kaç hafta sonra -bizim ofis biraz kalabalık olduğundan da olsa gerek-  biri nasıl oldu diye soracak  diye ödüm kopuyordu. İnsanlardan utanıyordum artık çünkü devamlı farklı bir köşeden yeni birisine hikayeyi anlatan  sesim geliyordu. Gittikçe kısalıyordu  hikaye gerçi. Arada  herkese bir mail atayım diye düşündüm. Gizmodo‘da bulduğum bu  resimli alçılar sıradan kazalarda  olayın 3500 kere tekrarını bir noktaya kadar  önleyebilir.

İmza D.