SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Irina Werning
16.Mart.2011

Bir arkadaşım önerdi bu kadıncağızın websitesini.  O kadar eğlenceli ki. Kim bu insan derseniz: Buenos Aires doğumlu tahminimce şu aralar Londra’da oturan bir fotoğrafçı. Back to the Future diye bir projesi var.  İnsanları küçüklük fotoğraflarını   yeniden canlandırmaya teşvik etmiş. Aynı perde önünde, aynı tip gömlekle poz vermeler falan.  Bazıları çok başarılı.  Genelde de  yılların kendilerine iyi davrandığı tiplerin fotoğrafları var, onun için pek iç parçalayıcı değil. Favorilerimden bazılarını ekliyorum.

Sağ alttaki kızcağız epey bir çaba sarfetmiş.

Bir de sonuncu.

Irina’nın bir kaç projesi var web sitesinde. Bir tanesinde arkadaşının  kendisine bakması  için bıraktığı  köpeğini kılıktan kılığa sokup resimlemiş. Bunlar da çok iyi. Hayvan da mutlu  görünüyor. Biraz tipsiz onu da kabul ediyorum. Ama çok şey yaşamış o köpek. Gezin  websitesini:). Aşağıdaki favorilerimden biri.

Bir de bu:

İmza D.

Collateral, Shriver, 48 saat aralıksız evden hiç çıkmadan iki çocuk bakımı vs.
15.Mart.2011

İnsan tüm hafta sonu evden hiç çıkmadan iki çocukla cebelleşince tüm standartları düşürüyor. Elde avuçta ne varsa onunla takılıyor. Biz de aynen öyle bizim 5 yaşındakiyle birlikte saçma sapan ne varsa seyrettik televizyonda. Öbür bücür de kah orada, kah burada ayağa kalkma egzersizleri yaptı. Yürüyecek bence yakında.

Collateral

Mesela Pazar gecesi kendimi, bugüne kadar en az 5 defa seyretmeye hamle edip asla tamamlayamadığım Collateral‘ı seyrederken buldum. Çok kötü bir film değildi. Beş kere hamle yapmamış olsam iyi bile diyebilirdim. Hatta bir de yönetmeninin eski filmlerine bakalım dedim ki ne göreyim. Michael Mann bir sürü sevdiğim filmi de çekmiş. Manhunter, Ali, The insider, The last of Mohicans vs.

Her şeyden öte, özellikle tavsiye edeceğim şey müzikleri. Not ettim kenara, edineceğim.

Collateral: Original Motion Picture Soundtrack

1. “Briefcase” Tom Rothrock
2. “The Seed (2.0)” (Extended Radio Edit) The Roots, Cody Chesnutt
3. “Hands of Time” Groove Armada
4. “Guero Canelo” Calexico
5. “Rollin’ Crumblin'” Tom Rothrock
6. “Max Steals Briefcase” James Newton Howard
7. “Destino De Abril” Green Car Motel
8. “Shadow on the Sun” Audioslave
9. “Island Limos” James Newton Howard
10. “Spanish Key” Miles Davis
11. “Air” Klazz Brothers & Cuba Percussion
12. “Ready Steady Go (Korean Style)” Paul Oakenfold
13. “Car Crash” Antonio Pinto
14. “Vincent Hops Train” Howard
15. “Finale” Howard
16. “Requiem” Pinto

Lionel Shriver –The post birthday world

Bari dedim evde tıkılı kaldığım bir şeye yarasın. Taaa yazın Banur’la gittiğimiz Amasra’da kızcağıza plajda okurken çabuk oku diye acele ettirdiğim Lionel Shriver –The post birthday world sonunda bitti ama bu arada kitap aşındı, eskidi, evin eşyası gibi oldu. Shriver’in başka bir kitabını okuyup bir de post yapmıştım. Bakınız “Kevin hakkında Konuşmalıyız”. Son kitap diğeri kadar süper değil, İngilizcesi de çok ağır, biraz zor okunuyor, ya da benim için öyle oldu, bilemem artık. Ama güzel. 500 küsur sayfa ama iki kitap gibi düşünülürse çok denemez. Biraz yorucu işte. Konusu biraz Gwyneth Paltrow’un Sliding Doors’u gibi. İki alternatif hayat.

Irina isimli Londra’da yaşayan Amerikalı bir kızcağız var, çocuk kitaplarını resimliyor, bir de bir think-tank’de çalışan sevgilisi (Lawrence) var. Herif yıllarca bununla evlenmiyor, kız arada buna içerliyor ama iyi araları. Bir de sadece adamın yaşgünlerinde buluştukları bilardocu Ramsey var. Bu da  bilardoda çok iyi, bu arada bilardo (ya da snooker, ikisi aynı şey mi bilemeyeceğim) İngiltere’de çok popüler. Dolayısıyla Ramsey çok ünlü. Irina eninde sonunda ikisi arasında kalıyor. Kitap iki kitap gibi; birinde Ramsey’e giderse ne oluyor. Diğerinde  ise gitmezse ne oluyor şeklinde. İkisi de tahmin edildiği gibi bitmiyor.

Lawrence entellektüel ama sıradan bir tip. İçkiye sigaraya karışıyor, bir de siyasi konularda falan ben en iyisini bilirim havasında. Öbürünün tipi daha iyi, biraz sığ ama daha coşkulu, zengin, vur patlasın, çal oynasın vs. Bir de konuşunca dinliyor, daha insan bir tip gibi, ama onunla da hep kapışıyorlar, herifin coşkulu olmasından hareketle herhalde (ne demekse). Özetle fena kitap değildi.

Canım şöyle 500 sayfalık , İngilizcesi zor bir kitap okuyup azcık hırpalanmak istiyor diyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

İmza D.

Capote ve In Cold Blood
14.Mart.2011

Bugün CNBC-e’de 22:00’de Infamous/Gerçeğin Peşinde diye bir film var. Anita Shreve‘ın the Weight of Water diye bir  kitabıyla ilgili bir post yapmıştım. Çok sevmiştim o kitabı ve o kitapta geçen cinayetle ilgili  Truman Capote‘ın In Cold Blood diye bir kitabı olduğunu  öğrenip,  edinip okuyayım diye niyetlenmiştim. Ama mümkün olmadı henüz.  Bu akşamki film de Capote’un bu kitap için araştırma yaptığı zamanları konu alıyormuş. İlginç olabilir. Ben seyredeceğim. Nasıl olsa benim  bücürler en geç  21:00’de horlamaya başlamış oluyorlar.

Resim shakapapa‘dan

İmza D.

Böyle başladı hafta
14.Mart.2011



temsili fotoğraf

Kar yağdı ya geçen hafta, arabamın üzerindeki karları küreyeceğime, yürürüm ofise dedim. Temizlemedikçe de dondu onlar. Sonra baktım araba öyle pasta gibi durduğundan millet cesaret almış olacak ki, sanki tüm sokağın karını benim arabanın arkasına biriktirip bir tepecik yapmışlar. 4-5 gün boyunca dondukça sertleşmiş. Neticede arabayı haftasonunda da çıkarmak mümkün olmadı. Arada kendim hamle yaptım üstünü açmaya çalıştım, neyse çevreden halime acıyan birileri uzun saplı bir alet verdi, arabayı gün ışığına çıkarmayı başardım ama kar tepeciği konusunda ilerleme kaydedemedim. Sonra karşı bloğun önünü temizleyen görevli gibi duran arkadaşlara yanaştım öbür tarafı da yapacak mısınız? dedim. Yok, orası karşı blok dedi. Anlaşıldı dedim. İsterseniz yardımcı olalım dedi. Yok, sağolun zahmet etmeyin dedim. Nasılsa güneş eritir diye düşünmüştüm o noktada. Eritmedi. Dolayısıyla iki çocukla Cuma öğleden sonra girdiğim evden Pazartesi sabahı itibarıyla çıktım. Bu arada hafta içleri 7:30 gibi yataktan sürükleyerek çıkardığım 5 yaşındaki kızım, bebek kardeşiyle bir olup 06:05 itibarıyla iki gün boyunca ayaktaydı. Hepsini bir kenara not ediyorum. Alacakları olsun.

Neticede Pazartesi sabahı itibarıyla kar tepeciği duruyor. Dahası, sabah “haftada 3 gün, 45 dakika gidiş- 45 dakika geliş” yürüyüşlerimi yaparken, ofise ulaşmama 10 dakika varken bana bir haller oldu. Tansiyonum düştü sanırım, şu köşede apartmanın önüne çöküp kendimi rezil mi edeyim? yoksa taksiye mi atlayayım kısacık yol için? hesabı yaparken kendimi ilk takside buldum. Yürüyüş de tamamlanamadı. Böyle başladı hafta.

İmza D.

Pembe kalp
14.Şubat.2011

Dün evden çok uzak bir yerlerde yürüyüş yaparken, cebimden kızımın dedesiyle anaokulundan yürüyerek dönerken, sokakta bulup bana hediye getirdiği pembe kalp çıktı. Kaybetmemeye çalışıyorum onu, gezdiriyorum hatta. Kızıma göstereyim diye de manzaranın önünde resmini çektim. Yoksa sevgililer günü ile hiç alakası yok.

İmza D.