SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Bizim iki numara büyüyor
8.Eylül.2010

Lilypie Premature Baby tickers

Prematüre doğan bebek anne babası olmanın can sıkıcı yanlarından biri, bebeğin kaç aylık olduğunu soranlara fazladan detaylı bilgi verme ihtiyacı. Neredeyse beş aylık ama aslında normal doğsaydı 3 aylık olacaktı gibisinden.  Çünkü millet enteresan; çarşı pazarda canııımm diye üzerinize yürüyen teyzeler normal yaşını söyleyince aa çok minik ayol, bizim torun bu ayda 7 kiloydu gibisinden laflar edip içinizi cız ettirmekten hiç çekinmiyor. Dolayısıyla bu açıklama gerekli oluyor. Bazı tanıdıklarım sen normal doğum zamanına göre yaşını söyle, uğraşma diyorlar. Bazen öyle yapıyorum, ama o da bir tuhaf hissetiriyor. Böyle minik sıkıntılarım var. Ama ufaklık çok güleç, çok seviyoruz bücürü:)

İmza D.

Ertuğrul Özkök- Tuhaf
7.Eylül.2010

Geçen gün Ertuğrul Özkök’ün Tuhaf isimli kitabını satın aldım.  Bir akşam saat  19:00  gibi başladım, ertesi gün  öğlen saatleri gibi  bitmişti. Özkök  okumaya bayıldığım gazetecilerden değildir. Hep hayatım boyunca süper müzikler dinledim, Paris’te okuduğum yıllar falan tarzında muhabbetleri vardır bana ara ara itici gelir.  Ama Tuhaf’a  resmen bayıldım. 15 hikaye var, hepsi enteresan. Kitabı benden sonra okuyacak olan eşime yalvar yakar ettim bir tanesini zorla kendisine anlattım. Bıraksa tamamını anlatabilirdim. Şiddetle tavsiye  ediyorum.

Ayşe Arman’ın  bu konuda Özkok’le yaptığı  söyleşiyi buradan okuyabilirsiniz. Murat Bardakçı da methetmiş.  Cidden ben de çok sevdim.  Özkök’ün şimdi de Artakalan Zaman isimli kitabını edinip okuyayım diyorum.

İmza D.

Dokuzlar Yasası
25.Ağustos.2010

Batum’a giderken yanımda prematüre bebekler ile ilgili  iki tane kalıncana kitap  götürmüştüm.  Kitapların   büyük  bölümü  küvözde geçen  sürelerle ilgili   tedavilerin açıklamalarından  vs. ibaret idi. Bizim de o dönem  geride kaldığı ve çok şükür hiç bir tedavi  de gerekmediği / yapılmadığı  için  beni uzun  süre oyalayamadılar. Hızlı hızlı atlaya atlaya okudum.  Sonra eşimin  okuyup  bitirdiği Dan Brown’un son kitabını  biraz karıştırdım.  Diğer kitaplarında olduğu gibi bu da hiç açmadı (Napalım sevmiyorum). Öylecene ortada kaldım.   

İngilizce kitap satan yer var mı buralarda? dedim,  millet  güldü. Sonra Trabzon’a geçen bir tanıdığa, (sırf heyecan olsun  diye)  kitap adı vermeden yahu siz kafanıza göre birşey alın  ne olsa okurum  diye kitap ısmarladım.    O da sağolsun, ne bilsin, okuyup da hafif depreştiğim,  o kadar da bayılmadığım ( Bakınız Şubat’ta yazdığım bir post) Küçük Arı’yı alıp geldi.  Halbuki değişik bir şey  gelecek, usul usul okuyacağım diye epey heveslenmiştim. 

Sonra eşimin ofisinde  mutfakda dolanırken başta Gürcü olduğunu sanıp sonradan Gürcüce bilen bir Azeri olduğunu tahmin ettiğim  hanımın elinde Türkçe bir kitap  gördüm.  Kadıncağızın okumakta olduğu  kitaba da  hamle yapamadım ama tünelin sonunda  ışık  gördüm, başladım koşmaya; Yahu dedim sizin evde  Türkçe kitap var mı? ben  çok sıkılıyorum vs. Kadıncağız  mutfak dolabından  bir kitap  çıkarıp verdi.

Kitap neden bahsediyor diyenlere Kontrast isimli blogda yazanlara göz atmalarını öneririm, benim anlatmaya halim yok.  Daha önce Terry Goodkind’in hiç bir kitabını okumamıştım,  sanırım bundan sonra da başım çok  sıkışmadıkça tercih etmeyeceğim.  Ama kötü diye söylemiyorum, paralel evren  falan bana (o da  ancak arada bir)  sinema perdesinde cazip gelebilir.  Öte yandan bir kere başlayınca kitap  insanı heyecan içinde de bırakıyor, dur yahu şunu bir an önce bitireyim havasına giriyorsunuz. Ben dönüşte Trabzon’da uçağa yetişene kadar  okuyup, bitirip  öyle eve döndüm. Ama ne bileyim  o kadar  fazla methedemiyorum,  bu türü sevenlerin aklında bulunsun.

İmza D.

Mayalıyorum, mayalıyorsun, mayalıyor
24.Ağustos.2010

What is this ya?
24.Ağustos.2010

Banu Alkan  deyince aklıma yıllarca Laleli’de bir otel odasında  yaşayıp  sonra sevgilisi  ile bir reality  show’dan para kazanmaya başlar başlamaz Çırağan Oteline taşınması  gelir.  Hatta  gençliklerinde har vurup harman  savurup sonra  yaşlanınca  oyuncu derneği kurulsun, devlet sanatçısına sahip çıksın diyenleri  görünce hep bu örneği verip yahu keşke ilk iş kendine 2 odalı bir ev alaydın, sonra yiyip içeydin  diyesim gelir.

Fakat o da ne ? Radikal’de Elif Türkölmez’in  röpörtajında tamamen  ayrı bir Banu Alkan profili var. Hiç öyle acınası bir durumu yokmuş;  “dört dünya turum var, 15 tane yarım dünya turum var.” demesiyle suratımda ufak bir tokat patladı.  Okuyun mutlaka, çok ilginç bir söyleşi. En süper paragraflardan biri de aşağıdaki:

“Neler yaparsınız evde? Kitap falan okur musunuz?
Çok okuyorum ama nereye gitsek binlerce kitap artık. Geçen gün havaalanında dedim ki, oradaki büfeye, “Siz de mi bu kadar doldurdunuz, sağımız solumuz kitap!” Dergi alırdık eskiden, şimdi kitap! Nereye gitseniz kitap, hangi birini okuyacaksınız. What is this ya, bu ne ya? Aslında hayat kitabı okuyorum deyip geçeceksin. Orhan Pamuk anlatıyor ama neyi anlatıyor? Kendine göre mi anlatıyor, zirveye çıkmak için mi anlatıyor? Ne için, neyle beynimizi dolduralım? En güzeli dünyayı kendimiz gözlemleyelim. Allah beyin vermiş, göz vermiş, bitti kardeşim.”

Geziyormuş görüyormuş,  ipeğin en kalitesi,  Hermes çanta , Paris Ritz oteli  vs  çok  güzel ama  yine de yazının sonu  falan insanın biraz  içini  buruyor.

İmza D.