SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Dolandırıcılık dizboyu
3.Haziran.2010

Biz yaptık, siz yapmayın. Geçen sene bir mektup almıştık. İsminin Koçgün Medya İletişim olduğunu iddia eden bir şirket, bir önceki aya ait dergileri çok daha uygun fiyata sattıklarını söylüyorlardı. Benim gibi dergi meraklısı biri için, fena bir teklif değildi ve kabul ettik. Parayı önceden yatırdık, PTT şubesine. 2-3 ay boyunca dergiler geldi. Sonraki ay gelmedi. Sürekli attığımız maillere, çok kibar bir üslubu olan ERCAN TURAN, uzun uzun cevaplar verdi. Ama ne cevaplarında gelmeyen dergilerin gelmeme sebebi vardı, ne de mailler sonucu bir sonuca varabildik. En sonunda, lanet olsun dedik, ne dergi istiyoruz ne mail. Bu mailimizden sonra, kibar ERCAN TURAN‘dan bir daha mail alamadık:)

Söyleyeceğim şu: Muhtemelen şu an ERCAN TURAN diye biri de yoktur, KOÇGÜN MEDYA İLETİŞİM diye bir şirket de yoktur. Şimdi başka kişi ve şirket isimleriyle piyasaya çıkıp, vurgun yapma peşindedirler. Aman dikkatli olun!

Asla ve asla, bu tip tekliflere inanmayın. Eski dergilerle ilgili kampanyalardan arkanızı dönüp kaçın! Şunu da unutmayın ki, cep telefonunuza, elektronik posta kutunuza veya posta kutunuza gelen hiçbir teklif, sizin için faydalı bir teklif olamaz:) Bu devirde, kimse kimsenin iyiliğini, faydasını düşünüp bir teklif vermez:)

İmza G.

LOST bitti! (spoiler alert – ne olduğu yazıyor!)
25.Mayıs.2010

2004’ten beri süren LOST esareti teorik olarak bitti ama pratikte herkes eskisinden de takık durumda 🙂 ABC kanalında LOST’un final bölümünü, öncesindeki 2 saatlik özel kısmı ve sonrasındaki Jimmy Kimmel’i izledim, doymadım doyamadım! Aslında bu doyumsuzluk bile senaristlerin başarısı, tartışacak çok şey bıraktılar bize. Dizinin sonunu tartışmaya açmadan önce, TARTIŞMASIZ biçimde Matthew Fox‘u dünyanın gelmiş geçmiş en yakışıklı, en sevimli, en karizmatik oyuncusu ilan ediyorum, işte o kadar!

Dizinin final bölümünden önce ekrana gelen 2 saatlik özel bölüm sanıldığı gibi sadece dizinin altyazılı, açıklamalı bir özeti değildi. Dizinin kilit oyuncuları rolleri, çekimler, dizinin gidişatı ile ilgili anılarını ve fikirlerini paylaştılar. Evangeline Lilly yani Kate, kutup ayısından kaçmaya çalıştığı sahnede ne kadar üşüdüğünü ve titremesinin asla rol gereği olmadığını anlattı gülerek (Hawaii sanılanın aksine oldukça serin bir yer). Jorge Garcia (Hurley) diziye başlarken ıssız adaya düşen şişman ilk başta ölür diye sadece birkaç bölüm bekliyormuş rolünü, en azından Hawaii’yi görmek güzel olur diyerek gitmiş. Michael Emerson (Ben) ise en gırgır olandı, “diğer oyuncuları çok kıskanıyorum” dedi, “hepsi güneş kremi sürüp çekime başlarken ben dayak makyajı için erkenden sete gitmek zorundaydım” 🙂

Dizinin finaline gelirsek… Amerika’lı izleyicileri nerden vuracaklarını iyi bilen senaristler Jack’i başladığı sahnede ölüme yolladılar, yanında da başlangıçtaki gibi köpek Vincent vardı. Aynı sırada herkesin ölü olduğunu anladığımız alternatif evrende ise Jack’e babası “nobody dies alone” diyordu, yani “kimse yalnız ölmez” (birçok yerde yapılan LOST partilerinden görüntüler gördüm, herkes bu son sahnede hüngür hüngür ağlıyordu). Jack ölürken  Sawyer, Kate, Claire, Miles, Richard ve Lapidis uçakla adadan kaçmayı başardılar.

Okuduğum birçok kaynakta “aslında uçak düştüğünde hepsi ölmüş müydü” sorusu var. Ancak bana kalırsa bunun cevabını çok önceden biliyorduk: “whatever happened, happened” yani “olan oldu”, ada ve orda yaşananlar gerçekti. Benim fikrim şu: Jack geçmişi değiştirmek için hidrojen bombasını patlattı ve son sezon bombanın ardından ilk bölümle başladı, uçakta bulduk kendimizi. Uçak türbülansa girdi, Jack korkuyla koltuğunun koluna yapıştı, fakat ilk yaşanandan farklı olarak türbülans bitti, ortalık duruldu. O sırada koltuk koluna hala sımsıkı yapışık olan Jack’i çok yakınında oturan Rose ayılttı, “you can let go now” yani “artık bırakabilirsin”. O an alternatif bir dünya yaratıldığını, başka bir gelecek olacağını sandık hepimiz. Halbuki olan olmuştu, geçmiş değişmeyecekti, o an Jack’in yapması gereken durumu kabullenmekti. Jack’in durumu kavraması biraz uzun sürdü, bizim gördüğümüz paralel evren ise gelecekte bir zaman kahramanlarımızın buluştuğu yaşam sonrasıydı. Gelecekte bir zaman dememin iki sebebi var:

  1. Kilisede babasıyla konuşup aslında ölü olduğunu anlayan Jack “herkes ölü mü” diye sorduğunda babası “herkes bir gün ölür evlat, bazıları senden önce, bazıları senden çok sonra” dedi. Kate, Sawyer, Claire adadan kaçarak yaşadılar, Hurley ve Ben adada kalıp yaşadılar ama elbet onlar da bir gün öldüler. Barada Jack’in “herkes neden şimdi burda” sorusuna babasının “şu an veya burası yok” diye cevap vermesi zaman ve yer kavramını ortadan kaldırarak birçok kişi tarafından cennet olarak yorumlanırken, birçok kişi tarafından da uzay-zaman kavramın içinde bir durum olarak yorumlandı.
  2. Kiliseye girmeden önce Hurley adada onunla kalan Ben’e “çok iyi bir iki numara oldun” derken, Ben ona “sen de harika bir bir numara oldun” diye karşılık verdi, belli ki bu ikili bir süre adayı yönettiler.

Dizinin sonu duygusal olarak çok güzeldi, ancak çok fazla soru cevapsız kaldı. Sayıların sırrı neydi? Kara duman nerden neden gelmişti ve neden adadan çıkmamalıydı? Adanın kalbindeki ışık neydi? Adada hamile kalan kadınlar neden doğum yapamıyorlardı? Bunları açıklamayarak biraz kolaya kaçtılar, dizinin de etkisini çok daha uzun süre korumasını sağladılar.

Finalin ardından ekrana gelen ve birçok LOST oyuncusunun konuk olduğu Jimmy Kimmel Show çok renkliydi. Terry O’Quinn (John Locke) 5. sezonda Kara dumanı oynadığını bilmediğini açıkladı gülerek. Nestor Carbonell (Richard Alpert) havaalanından insanların arkasından “gerçekmiş” diye şaşkınlıklarını ifade ettiklerini söyledi, tabi ki konu meşhur doğal sürmeleri 🙂 Şova katılamayan Sawyer, pardon Josh Holloway ise herkesi yeni projesi (!) ile kırıp geçirdi 🙂

İmza B.

The Notebook
25.Mayıs.2010

Rachel McAdams nedense pek sevimsiz gelir bana, o yüzden çok duyduğum halde The Notebook‘u izlememiştim. Geçenlerde abone olduğumuz DVD klübünden çıkageldi, kuyruğa koymuşuz bir zamanlar.

1940’larda zengin kız fakir erkek klişesi ile başlayan bir aşkı, güncel zamanda huzurevindeki bir adamın yine ordaki bir kadına, defterden okumasıyla duyup içine giriyorsunuz. Hikaye aynı anda birden fazla insanın sevilebileceğini de gösteriyor, bu açıdan çok gerçekçi.

Bazı teknik sorunlar var ne yazık ki, tutuculuk yapıp tutkulu anları tam hissettirememişler. Yağmurda öpüşme sahnesi filmin en çok konuşulan sahnelerinden biri.

Manzaralar, sahneler oldukça güzel. Romantizmi sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.


İmza B.

Robin Hood: Bir Çin işkencesi
17.Mayıs.2010

Cuma gecesi bir heves Robin Hood‘a gittik. Film çoğu sinemada birçok salonda birden oynuyor, ilgi büyük. Russel Crowe‘a, daha da önemlisi Cate Blanchett‘a çok güvenirdim; derinden sarsıldım. En son böyle bir hayal kırıklığını Anthony Hopkins ve Benicio Del Toro’lu Kurt Adam’da yaşamıştım.

Filmin konusu malum diyeceğim ama değil, değişik bir Robin Hood. En büyük eksiği, Robin Hood’un neyi neden yaptığını/yaşadığını adam gibi anlatamaması. Film 140 dakika, o kadar ağır ilerliyor ki, bir saat sonunda beş saattir izliyormuşum hissine kapıldım. Hiçbir şey olmayacaksa bu kadar uzatmaya gerek var mı? Sonunu merak etmedim bile, film insanı içine hiç alamıyor. Sinema çıkışı konuştuğum  arkadaşlarım da benzer şekilde hiç sevmediler filmi.

Konusundaki ve kurgusundaki tuhaflıklar bir yana, oyuncu seçimlerini anlamaya imkan yok. 12. yüzyıl İngiltere’sinde mavi lensli esmer prens mi istersiniz (Oscar Isaac), yüzü gerili estetikli aristokrat figüran mı… Filmin sonunda devamının geleceği de bir şekilde müjdeleniyor (!), muhtemelen asıl Robin Hood ondan sonra başlayacak. Kimselere tavsiye etmem, ne sinemada, ne evde buna vakit harcamaya değmez.



İmza B.

Oksijensiz yaşam: Loricifera
14.Mayıs.2010

Bilim adamları Akdeniz’in dibinde oksijensiz ortamda yaşayabilen çok hücreli canlı buldular: Loricifera. Bazı tek hücreli organizmaların ve bakterilerin oksijensiz ortamda yaşayabildiği biliniyordu, ancak Loricifera‘yı farklı kılan bu özelliğe sahip karmaşık yapılı, keşfedilen ilk canlı oluşu.

Kaynak ve detaylı bilgi Wired Science sitesinde (ingilizce).

İmza B.