SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Takıntı
12.Şubat.2010

Selçuk Erdem’den:)

İmza D.

Evdeki kabloları, elektronik aletleri nereye atmalı?
10.Şubat.2010

Bizim evde bir teknolojik  alet mezarlığı var. Yüksek teknoloji yaşayıp, her yeni çıkan zamazingoyu edindiğimiz için değil. Bir şekilde bizim evde neye ait olduğunu bilmediğimiz, neyi çalıştıracağını tahmin edemediğimiz  bir sürü kablo, nokta vuruşlu printer, dev gibi kasalı bir bilgisayar, eski televizyonlar, telesekreterler, şarj aletleri, telefonlar gibi yıllarca üst üste eklenen bir sürü hırdavat birikiyor. Arada millete hibe ettiklerimiz de cabası. Bu kablo/hırdavat/çalışmayan bilgisayar cesetlerinden kurtulmanın bir yolu varmış, sağolsun Alev diye bir arkadaşımız yol gösterdi. Evciler Kimya isimli Çevre Bakanlığı onaylı firma (Eminim böyle başka firmalar da vardır.) bunları geri dönüştürmek üzere topluyormuş. Belki birgün bir işe yarar…

İmza D.

Ajda Pekkan dokunulmazlığı
9.Şubat.2010

Geçenlerde, utana sıkıla B.’ye, Ajda Pekkan’ın şarkı söyleme biçiminden, sesinden ve şarkılarından pek haz almadığımı söyledim lafın arasında. Ne de olsa, Ajda da Türk milletinin dokunulmazlarından biridir ya; öyle göğsünü gere gere laf edemezsin! Bir durursun, bir düşünürsün, etrafta biri var mı diye kolaçan edersin. B.’den de, düşüncelerime paralel şeyler duymanın güveniyle, bu postu yazmaya karar verdim.

Bugün radyoda, tüm dikkatimi vererek  “Resim” adlı şarkısını dinledim. Olabildiğimce tarafsız olmaya çalışarak. Üzgünüm, bence korkunç bir şarkı. Ajda’nın yaşam biçiminin esrarengizliğini, disiplinini beğeniyorum. Estetik ameliyatlarıyla da hiç hiç problemim yok; hatta insana umut veriyor. Kılıkları da her zaman olmasa da, gayet güzel (Bazen abartıp 22 yaşında bir kız gibi gözüküyor, ama ona da laf etmiyorum). Tek problemim müziğiyle, şarkılarıyla.

Eski şarkılarına da çok lafım yok. Nitekim, nostalji bölümüne Ajda’nın bir şarkısını bile koyduk. Ama nedir bu son iki albümün durumu? Sanki sadece gece klüplerinde, herkesin durduğu yerde tempo tutabileceği bir grup şarkı yapma amacındalar. “Resim” mesela. Arkadaki ritm bütün şarkı boyunca sabit. (Müzikten, sound’dan anlamam; gayet düz vatandaş terimleri kullancağım.) Şarkının sözlerinde bir aman amanlık durum hiç yok. Şarkı boyunca en az 15 kere nakarat tekrarlanıyor. Ajda, her zamanki ağız hareketleriyle ooouuu uuuuu aaaauuuuu diyor bol bol… Ben, sürekli yerilen pop şarkıcıların hitlerinden çok bir fark göremiyorum. Ama söyleyen Ajda ya, kimse bu ne yavan şarkı demiyor herhalde. E senelerin kredisi var… Diğer şarkılarını da biliyorum, dolduruşa gelip albümünü almıştım; iki kere zor döndü baştan sona.

Güzelliği, genç göstermesi, hanımlığı, disiplini, az konuşması, esrarengizliğiyle; tabii ki diğerlerinden ayrılıyor; ama bence müzikalitesiyle değil… Yoksa benim mi bir problemim var Türk Pop müziğiyle dostlar?

İmza: Muhalefet G.

Küçük Arı
9.Şubat.2010

Kısacık İstanbul’a gittim geçen gün. Dönüşüm 21:00 uçağıylaydı. Zaten günün sonunda adım atacak halim kalmamıştı. Onun için saat 18:00 gibi Taksim’den bir kitap edinip, Havaş’a atlayıp, kendimi alanda kuytu bir koltuğa atıp, kalkışa kadar kitabımı okurum diye planladım. Bir yerlerde Uçurtma Avcısı kadar etkileyici olduğunu okuduğum Chris Cleave‘nin Küçük Arı‘sını aldım. Kitap çok kolay okunuyor, sürükleyici de. Ama sonu bence biraz havada. Zaten yazarın web sitesinde gezindim, bir sürü mail ay sonunda ne olmuş, biz pek anlamadık tadında.

Fazla uzatmadan Uçurtma Avcısı nereeeeee, Küçük Arı nere demek istiyorum. Hastası olduğum Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı veya A Thousand Splendid Suns adlı kitapları ile aynı rafa bile koymam, kimse kusura bakmasın:)

İmza D.

New York I love you
8.Şubat.2010

Geçen akşam kısacık İstanbul seyahatim sırasında, G.’lerde, New York I Love you ‘yu seyrettik. Film bir sürü kısa hikayeden oluşuyor, Paris Je t’aime gibi. Dokuz yönetmen var filmde. Bunların biri Fatih Akın. O da Uğur Yücel’i kullanmış zaten. Fazla değişik bir parça olmamış, ama  yine de  insanın hoşuna gidiyor China Town olduğunu tahmin ettiğim yerlerde bizden birilerini seyretmek. Diğer bir yönetmen de Natalie Portman. Onun parçası da güzel doğrusu, en aklımda kalanlardan biri.

Oyuncular da rengarenk, James Caan, Ethan Hawke, Andy Garcia, Orlando Bloom, Eli Wallach, daha da bir sürü elle tutulur tip var, festival gibi. Gerçi filmlerin hepsi de akılda kalacak kadar başarılı değil. Internette okuduğuma göre, Scarlett Johansson’un da yönettiği bir film varmış ama o, DVD versiyonunda kulanılmak üzere montajda uçmuş. Yönetmenlerin hepsine 8 dakika süre vermişler, en fazla 2 günde çekip, 1 haftada montajlayın gibi kurallar varmış.

Ben sevdim, önerebilirim. Gerçi film boyunca, New York’da kilometrelerce yürümek zorunda kalıp, sayısız ayakkabı parçalayan G’nin, fonda şehir hakkındaki olumsuz yorumlarına da maruz kaldık. Ama canı sağolsun; insan çok gezince, çıtası yükselince oluyor böyle müşkülpesentlikler. Filmle ilgili güzel bir yazı var, buradan okuyabilirsiniz.

İmza D.