SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Vatandaşın hayreti
22.Aralık.2009

happy_employeeÖzel hastaneden aldığım heyet raporunu onaylatmak münasabetiyle, ikidir Ankara Ulucanlar Sosyal Güvenlik Merkezi isimli devlet dairesine taşınıyorum.

SSK/SGK’da halledilecek resmi işler sözkonusu olduğunda, başımdan aşağı kaynar sular dökülür, olay gözümde büyür de büyür. Mesela, hala TC kimlik numarası olmayan kimlikle dolaşan bir insanım ben. Tamam bu yüzden oy da veremedim son sefer. Ama o, daha çok adres değiştirdiğimizden kaynaklanan  bir sorundan ötürüydü.

Neyse Ulucanlar’a ilkinde raporum verildikten üç dört gün sonra gitmiştim. Eşimle herşeye hazırlıklıydık: 200 kişilik  kuyruklar, sıra kaptırmamak için gösterilecek gayretin yoğunluğu vs, ama o da ne? Gördüklerimize inanamadık; İnsan gibi sıra numarası alıyorsun. Saat 10.30’da gittiğimiz halde etraf bomboş, hemen sıra geliyor. Bankodaki bey, insan gibi döne döne anlatıyor, detaya giriyor üşenmeden, saygılı, güleryüzlü. Yazık herhalde diş ameliyatı gibi bir şey olmuştu, pek anlaşılır olmadığının farkında, usanmadan izah ediyor. Böyle sevimli bir ortam.

Geçen sefer sıradışı bir durumdur diye ürkerek, bugün sabah 07.50’de sıra numarası kapmak sevdasıyla kapıdaydım. Yoğunluk gene azdı. Numaramızı alıp oturarak bekledik. Saat 08.30 gibi memurlar işe başlayamadılar. 10 dakika kadar sonra bilgisayar sistemlerinde bir arıza olduğu ortaya çıktı. Ama bir memur devamlı bekleyenlerin olduğu bölüme gelip, sistem çalışmıyor, kusura bakmayın tipinde açıklamalar yapıp, özür diliyor. Neyse 09.00 gibi sistem çalıştı. Güleryüzlü memurlar tarafından bankoların önüne sıra numaralarıyla davet edildik, ilgilenildi, uzun uzun açıklamalar dinledik  ve işlemler halledildi. Benimki hallolmadı gerçi, çünkü raporumu özel hastane yollamamış henüz, ama umurumda değil, sırıtarak  çıktım ortamdan. Yahu diyorum kendi kendime, iyi huylu bir görevliye denk gelmişindir abartma, ama herkes öyle ya, garip bir yer. Belki bir sosyal proje falandır; “herkese iyi davranacağız, işler su gibi hallolacak,  bakalım vatandaş üzerindeki etkisi ne olacak?” tipinde bir çalışma olabilir. Neyse yani, böyle işte. Çıkışta personele büyük bir çiçek yollamak falan istedim, “bir vatandaş” imzalı. Raporu onaylatayım, belki yaparım 🙂

Resim buradan.

İmza D.

Laf olsun torba dolsun
21.Aralık.2009

hulyaavsarKırmızı Baykuş’ta eski postların arasında bir şeyler ararken, gözüme Hülya Avşar’ın demokratik açılımla ilgili atıp tuttukları çarptı. Sonra doğal olarak aklıma geçtiğimiz haftalarda Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panelde entelektüel  kadınlara dair söyledikleri geldi. Şunları söylemiş: “Entelektüel olmaktan korkuyorum, onlarla arkadaşlık bile edemiyorum, çünkü konuşurken sıkılıyorum.” Anlaşılabilir bir kaygı. Zor olsa gerek kendisi için.

Dahası da var: Sırf entelektüel olacağım diye ağzımda pipom, kıllı bacaklarıma giydiğim etekle dolaşamam, neymiş efendim, “ayda bir yaptırırım ağdamı, çünkü ben entellektüelim kafam çalışıyor”. Belki ben böyle takılanlardan daha entelektüel bir beyne sahibim, dış görünüşüm sebebiyle asla o gözle görülemem.”

Böyle biri işte kendisi. Lüzumu tartışılır.

İmza D.

Buzdan adamlar
21.Aralık.2009

Radikal gazetesinin web sitesinde LIFE dergisinde yılın fotoğrafı seçilen resimlerden bazıları vardı. Ya da hepsi bilemiyorum. Bir tanesi çok sevimliydi.

buzdan adamlar

İmza D.

Keçeyle oynaşmak
19.Aralık.2009

Keçeye bayılıyorum. Evde de oradan buradan toparladığım bir sürü keçe biblo var. Geçenlerde Etsy’de gezinirken keçe biblolar için modeller ve malzemeyi temin eden süper bir link buldum.

happy tree

Paper and Strings. Yukardaki çam ağaçları pek bayılmadığım çam ağacı figürlerine kıyasla, gayet sevimli. Bu penguenler de süper ve kolay gözüküyor. (Kolay, göreceli bir kavram elbette.)

penguen

Ve her daim gözdemiz baykuş.. Baykuş bu sene moda mı ne? Her yerde görüyorum.

baykus

Son olarak da aşağıdaki eskimo. Postayla hepsini sipariş edebilirsiniz. Fiyatlar 15 dolardan az  genel olarak.

eskimo

İmza D.

Fethiye Çetin, Anneannem ve diğerleri
18.Aralık.2009

Geçtiğimiz senelerde, eve dönüşte uçakta okuyacak bir şeyler olsun diye, İstiklal’de kitapçı gezinirken, Fethiye Çetin‘in Anneannem isimli kitabını görmüştüm. Fethiye Çetin’i zaten avukat olarak tanıyordum, kitabı da duymuştum, atladım üzerine. Bir solukta bitti ve beni tahminimden çok daha fazla etkiledi. Ankara’da doğup büyümenin sıkıcılığı belki de, otuzlu yaşlarıma kadar gayrimüslim hiç bir Türk vatandaşı ile yakın olmadığım için, hiç empati ihtiyacı duymamışım demek ki. Hiç gayrimüslim mahalle, sınıf, üniversite arkadaşım olmadı; dolayısıyla zahmet edip kafa yormamışım.

anneannem-fethiye-cetin

Fethiye Çetin bir dönem İstanbul Barosu Azınlıklar Komisyonu sözcüsü idi sanırım. Şimdilerde de, Dink ailesinin avukatı yanılmıyorsam.  Anneannem, Çetin’in Elazığ Palu, Habab köyünden mühtedi (yani sonradan dönme müslüman olan) anneannesi Heranuş hanım’ın hikayesi. Heranuş hanım, 1915 sonrasında Müslüman bir aile tarafından Seher adıyla büyütülmüş. Bir sürü torun, torba sahibi olmuş; hep kendine saklamış hikayesini. Çetin, anneannesi ile ilgili gerçeği çok sonra öğrenebilmiş. Akrabaları Gadaryan’lara ise ölümünden yıllar sonra ulaşabilmişler. Baştan sonra iç parçalayıcı ve düşündürücü idi. Anneannem kitabını bu kadar beğenmişken, geçen gün de Ayşe Gül Altınay ile birlikte hazırladıkları Torunlar isimli kitap karşıma çıktı. Onu da havada kaptım.

torunlar

Torunlar kitabında da, Müslümanlaştırılmış Ermeni asıllı vatandaşların hikayelerini, torunlarının ağzından dinliyoruz. Geçmişte gayrimüslim nüfusun ne kadar çok vilayete yayılmış olduğunu ama şimdi ne kadar  azının kaldığını görünce, insanın içi cız ediyor. Kitap, kendi küçücük dünyamızda yaşayıp, tek gazete okuyup, belli TV kanallarını seyredip, ahkam kesmek yerine, başkalarının hikayelerine kulak kabartmaya davet ediyor insanı. Çok sevdim ben.

emanet  çeyizTorunlar‘ı okuduktan sonra arka sayfalarda referans verilen bir şeyleri daha okumak istedi canım, ama çoğunu bulamadım. Kemal Yalçın’ın Emanet Çeyiz’ini bulabildim şans eseri. Bu kitap da mübadele ile yerlerinden olmuş insanların hikayelerini anlatmış. Çoğu, temelli göçtüklerine inanmak istememiş, seneye döneriz diye diye, dönemeden ölmüşler. Eski köylerine gidip görebilen şanslıların kimi, köyün toprağını yastıklarına doldurup ölene kadar başını koymuş, ya da babasının evinden içeri girmeye içi elvermemiş, kapısında oturup dönmüş. Bunlar gibi bir sürü insana dokunan hikaye var. Kaçışları, geride bıraktıkları, vs. Her üçünü de şiddetle tavsiye ediyorum. Ama en çok Anneannem‘i. Sonra Torunlar‘ı, sonra Emanet Çeyiz’i. Bu arada, ben bir süre başka türde bir şeyler okuyacağım sanırım.

İmza D.