SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Into the Wild (Yabana Doğru)
10.Nisan.2009

itw-poster

Türkiye’de Yabana Doğru adı ile gösterilen Into the Wild, Chris McCandless’in yaşamından esinlenen 2007 yapımı bir Sean Penn filmi. Chris, 1990 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra 24.000 dolarlık bütün birikimini hayır kurumlarına bağışlayıp, cüzdanındaki parasını ve arabasını yakıp kimseye haber vermeden otostop yaparak Alaska’ya gitmeye karar verir. Into the Wild, Chris’in Virginia’dan Alaska’ya yaptığı yolculuğu anlatır.

Chris’in otostop yolcuğu sırasında tanıştığı karakterler, başına gelenler, yaşam mücadelesi ve güzel manzaralar çok etkileyici. Hangimiz yaşamın stresine isyan edip “çekip gitmeyi” düşünmeyiz ki? Ancak kaçımız cebimizdeki bütün parayı yakarak büyük bir cesaretle atılabiliriz böyle bir maceraya?

Chris, “mutlu olmak için insan ilişkilerine gerek olmadığını” düşünür, filmden en akılda kalıcı sözlerden biridir bu. Bir başka sahne de ormanda bulduğu elmayı “gördüğüm en muhteşem, en organik elmasın” diye zevkle yemesidir 🙂 Film boyunca insan bir başına dünyayı keşfetmeye özense de, sonunda “mutluluk paylaşılınca güzeldir” (Happiness is best shared) cümlesi büyük hüzün yaratır.

itw-chris

Chris’i oynayan Emile Hirsch tip olarak çok benzediği gibi çok iyi iş çikartmış. Yanda Chris’in ardından kendi makinesinde buldukları fotoğraf var. Film müziklerinde Pearl Jam’den Eddie Vedder’in parmağı olduğunu da söylemeden geçmeyelim, onun hüzünlü sesi “happiness is best shared” cümlesini hançer gibi saplıyor yüreğinize.

Filmin güzel bir video klibini için tıktık.

İmza B.

Sean Penn …
10.Nisan.2009

sean-madonna

Sean Penn klasik Hollywood aktörlerinden değil. Geçmişte Madonna ile kısa ve fırtınalı evliliği ve The Shangai Surprise gibi başarısız bir filme yapımcı ve aktör olarak imza atması, geçmişte ona hak ettiği krediyi vermeme engel olmuştu. Ancak son 10 yıldır onu yakından takip ediyor ve fazlasıyla takdir ediyorum. Ara ara onun filmleri ve özel hayatıyla ilgili bir şeyler yazmaya çalışacağım.

Bence daha yaşlı dursa da, Penn 1960 doğumlu. Annesi aktris Eileen Ryan ve babası yönetmen Leo Penn.  Leo, Litvanya ve Rusya kökenli Yahudi göçmeni bir ailenin oğlu. Annesi Eileen ise İtalyan ve İrlandalı asıllı, Romalı bir katolik.

Penn, Santa Monica doğumlu. Çocukluk arkadaşlarından ikisi tanıdık tipler,  Martin Sheen’in oğulları Charlie Sheen ve Emilio Estevez. Charlie Sheen’in rol aldığı Two and a Half Men‘in bir bölümünde Sean Penn konuk oyuncuydu. Demek oradan tanışıyorlarmış.  Gençliğinde hukuk okumak istemesinin sebebi,  babasının sendikacı ve hak savunucusu bir tip olması olabilir. Sonra su yolunu bulmuş ve Los Angeles’a gitmiş. İlk filmlerinden politik-drama The Falcon and the Snowman‘da (1985) canlandırdığı uyuşturucu müptelası devlet ajanı rolüyle çok tutulmuştu. Ben o sıralar gençtim, çok etkilenmiştim, iyi hatırlıyorum.

Sean Penn’i yeniden keşfim, Oliver Stone’un U-Turn filmine denk geliyor. Son yıllarda en sevdiğim filmleri: 2003 yapımı 21 Grams ve Clint Eastwood’un yönettiği Mystic River. (Beni kahreden iki filmdir.) All the Kings’ Men‘i de yakın zamanda seyrettim. 1950’lerin Louisiana’sında geçiyor. Bir belediye başkanını canlandırıyor, çok başarılı.

sean-penn-oscar-2009

En son Milk ile En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’ı da aldı. Sevimli bir konuşma yaptı, kapının önündeki eşcinsel evliliği karşıtı protestoculara fırça attı, vs. Ama doğrusunu isterseniz, bu benim en favori filmim değil.

Sean Penn zaten son derece politik bir kişilik. Savaş karşıtı ve sol görüşlü çizgisini sıklıkla belli ediyor. Ama işletmecilikten de geri kalmıyor. Bildiğim kadarıyla New York’ta Johnny Deep ve Mick Hucknall ile ortak olduğu Man Ray adında bir de Fransız restorana sahip.

Sean Penn, 1991’den beri birlikte olduğu ve 1996 yılında evlendiği Robin Wright Penn ile, evlenmeden önce Ross, California’da yaşıyordu. Ancak son zamanlarda Natalie Portman ile arasında bir yakınlaşma olduğu da konuşuluyor. En son Oscar töreninde, yanında Robin vardı. Son durumu takip edip, size haber vereceğim.

İmza D.