SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
New York Gezi Notları – 7. gün
28.Temmuz.2009

Downtown turunu bugüne bırakmıştık. (Bizim 2 gün için 54 dolar verdiğimiz tura, bugün yanımızda biri pazarlıkla 3 gün 54 dolar yaptı, haberiniz olsun. Hoş 3 gün de dolaşılmaz otobüsle, ama yine de pazarlık imkanı da varmış.) Turun ilk duraklarından biri Penn Station-Macy’s. Macy’s bizdeki Boyner tarzı bir department store. Ama bu Macy’s’in özelliği dünyadaki en büyük department store oluşuymuş. 2.2 milyon feet kare imiş. Bir boş vaktimde m2’ye çevireceğim (www.birimcevir.com). 13-14 katlı bir bina ve gerçekten çok geniş tabanlı. Ayrıca yürüyen merdivenleri tahtadan, hoşuma gitti. Biz de her turist gibi bir ziyarette bulunduk elbette. Macy’s’in kendine ait bir kartı var, %15 indirim yapılan. Bir turist olarak onu alamıyorsunuz, ama %11 indirim yapılan ziyaretçi kartı alabiliyorsunuz. Müşteri hizmetleri kısmına pasaportunuzla giderseniz, size bir kart veriyorlar. Kozmetikte ve sanırım güneş gözlüklerinde geçmiyor. Sadece kıyafet, ayakkabı, ev eşyalarında geçiyor. Yine de fena değil.

macys-ny

Kitapseverler için rüya gibi olan Barnes & Noble ve ilk defa gördüğüm Borders’lar var. Dalıp da saatler harcamamak işten değil. Kırtasiyelik ıvır zıvır bölümlerinden ayrılmam bile dakikalar sürebiliyor: ) Ayrıca NY’un en köklü ve eski kitapçıları Strand (828 Broadway, 12.Sokak’ta – hem eski hem yeni kitaplar, hepsi piyasa değerlerinin oldukça altında satılıyor) ve Shakespeare&Co. (716 Broadway&Washington Place) ‘yu da kaçırmayın.

broadway-colony

Müzikle ilgilenenler, 49. Cadde ve Broadway’in köşesindeki Colony adlı dükkanı gezebilirler. Her türlü müzik aleti için, başta Broadway showlarının olmak üzere, birçok filmin, dizinin notaları bulunuyor. Sadece onlar değil, her müzik enstrümanı ile ilgili birçok kaynak var, kitap, dvd, vs. Orada da bayağı bir vakit ve dolar harcadım, itiraf ediyorum. Şu an çalmamın imkansız olduğu şeyleri bile; bir daha nerede bulurum, hayatta bulamam mantığıyla satın aldım. Pişman değilim, hem de hiç.

5. Cadde’deki NBA Store, basketbol hastaları için ilginç olabilir. T-shirt’leri denemeden almayın derim, kolları bir tuhaf durabiliyor. Sanırım NBA’deki kusursuz heykel biçimli uzun insanlardan feyz alınarak yapılmışlar: ) T-shirtün omuzları dirseğe yakın bir yerlerde bitiyor…:)

Soho, Çin Mahallesi, Tribeca, West Village, Greenwich Village, turun durakları arasında. Bugün inip de gezecek vaktimiz olmadı, ama yarın olacak. Gördüğüm kadarıyla asıl renkli NY, West Village tarafında başlıyor. Oraları gördükten sonra, Uptown’da fazla zaman geçirdiğimizi düşündüm.

cin-mahallesi1

Çin mahallesi (China Town), ciddi anlamda küçük bir Çin. Kendimi bir an Şanghay’da zannettim; neredeyse hiçbir farkı yoktu. Yürüyen insanlar da Çinli. Komik. Mott Street’te, dünyada yiyebileceğiniz en güzel Çin yemeklerini yiyebiliyormuşsunuz. Ayrıca, bütün filmlerde Çin mahallesi diye çekilen sokak Penn Street’miş (Umarım ismini karıştırmıyorumdur.). Hakikaten görünce çok tanıdık geliyor insanın güzüne. Tur rehberinin dediğine göre, evlerde 20-30’a yakın Çinli yaşıyormuş. Şimdi ev deyince de, aklınıza ev gelecek; ama değiller. Resmen baş sokulabilecek büyüklükte yerlermiş çoğu. Zaten bu bölgeye melting pot deniyormuş, insanlar birbirleriyle fazlasıyla kaynaştıkları için. Ayrıca NY’ta toplam 3 ev değiştirmiş bir arkadaşımdan öğrendiğim bilgiye göre; yeni yapılan condo tarzı binalar dışında, evlerin hiçbirinde çamaşır makinesi yokmuş! O yüzden her köşe başında laundromat denen çamaşırhaneler mevcut. Bunu Ayşe teyze kılıklı Türk annelerine anlatmak bile zor olmalı!

brooklynden-gorunus

Gece turu ise, Uptown ve Brooklyn turlarının bileşimi gibi ve adı üzerinde gece oluyor. Bütün binaları ışıklarıyla görüyorsunuz. Ayrıca en güzeli Brooklyn’den, gece Manhattan görüntüsünü görüp, resim çekme imkanı buluyorsunuz. Bu turlara mutlaka üzerine kalın bir şeyler alarak gidin. Hava ne kadar sıcak da olsa, otobüsün üzerinde rüzgardan serseme dönüyorsunuz. Biz de acayip üşüdük, bugün hava kapalıydı çünkü.

subway-map1Metrolardan da bahsetmek istiyorum: Özellikle iş saatleri çok kalabalıklar, çok havasızlar, kötü kokuyorlar… Günde 5.5 milyon insanın taşındığı bir metro sistemi için kaçınılmaz tabii. Doğru hattı bulmak hiç kolay değil, bir hattan bir hatta geçmek için bayağı bir yürünüyor. Paris metrosundan sonra, arap saçı gibi geldi bize. “Toplu taşıma” diye buna denir! Bizim en sıkış tıkış otobüslerimiz veya metrolarımız, NY metroları yanında taksi hizmeti gibi kalır bence. Değerini bilelim. Dönüşte, son derece kaotik bulduğum İstanbul, gözüme sayfiye yeri gibi gelecek; hissedebiliyorum: )

Yine kendimi şehirde dolaşan bir karınca gibi hissettiğim bir gün daha…

İmza G.

Kırmızı Baykuş’taki diğer New York gezi notları:

New York’a gitmeden önce yapılması gerekenler
Metropolitan Museum of Modern Art (MoMA)
New York Gezi Notları – 1. gün
New York Gezi Notları – 2. gün
New York Gezi Notları – Long Island
New York Gezi Notları – 5. gün
New York Gezi Notları – 6. gün
New York Gezi Notları – 7. gün
New York Gezi Notları – 8. gün
New York’ta alışveriş

New York Gezi Notları – 6. gün
27.Temmuz.2009

Şehirde birçok tur atan hop-on hop-off turlarından birine katıldık. Bu turların özelliği, günlük (veya 2-3 günlük) aldığınız biletler sayesinde, üzeri açık otobüslerle belirlenmiş rotalar üzerinde dolaşabilmeniz. İstediğiniz duraklarda inip, dolaşıp, başka bir duraktan gelen otobüse binip turunuza devam edebiliyorsunuz. Biz Gray Line New York Sightseeing turlarından yaptık. Üstelik şöyle bir paket satın aldık: 2 günlük Uptown, Downtown, Brooklyn ve gece turları dahil bilet kişi başı 54 dolar. 3 günlük olsa 64 dolar olacaktı. Bize gayet mantıklı geldi, sevdik bu işi.

Herkes farklı bir şey tavsiye ediyor olabilir, ama ben bu turları gönül rahatlığıyla önerebilirim. Hava güzelse tabii. Hatta keşke ilk gün kendimizi yırtmayıp, bunlarla gezseydik dedik. Bir şehri yürüyerek keşfetmenin güzelliğini biliyorum, ama bence kısa sürede NY’u yürüyerek keşfetmek mümkün değil; özellikle birçok yerini görmek istiyorsanız. Ayrıca NY’un devasa binalarının ihtişamını otobüsün 2.katından daha rahat algılayabiliyorsunuz. Gezerken belirlediğiniz noktalara sonra tekrar gitmeniz de mümkün tabii. Tur operatörü her yeri ince ince anlatıyor. Central Park’ın batı tarafından geçerken, hangi apartmanda kimin oturduğunu öğrenmek çok eğlenceliydi. Artık Bono, Robert de Niro nerede oturuyorlar biliyorum: ) Seinfeld nerede çekiliyor, onu da biliyorum. Seinfeld’de hep dış cephesi gösterilen kırmızı neon tabelalı Tom’s Restaurant (2880 Broadway, 111.Sokak) vardır. Restoranın içinde hala bir Kramer posteri asılı. (Ama aslında tüm iç çekimler LA’da yapılıyordu.) Jerry Seinfeld’in West Side’da oturduğu bina, aşağıda. Bunun 1-2 yanında da Robert de Niro ve Bono var.

seinfeld-in-evi

Biz bugün Uptown ve Brooklyn turu yaptık. Brooklyn tam beklediğim gibiydi. Yarın Downtown ve gece turu yapacağız. Dizilerde, filmlerde o kadar çok izlemişiz ki NY’u, sanki her köşesi tanıdık. NY’ta insan kendini ciddi anlamda karınca gibi hissediyor. Mesafeler uzun, binalar çok büyük, şehir çok büyük… Garip bir duygu, başka şehirde görmediğim bir şey. Çekici mi? Bence değil. Amerika’yı ilk görüşüm değil, 6 büyük şehrini daha gördüm. Ama NY’la hiç alakaları yoktu.

juniors-cheese-cake

Brooklyn’de cheesecake yiyebileceğiniz bir yer var: Junior’s. Ama üzülmeyin bir şubesi de Times Square, 45. Cadde üzerinde, Lion King’in oynadığı tiyatronun hemen yanında. Test ettik, gayet güzel. Ama ben çileklisinin sosunu beğenmedim, çok yapay gibiydi ve aşırı şekerli geldi.

Broadway showlarından birine ucuz bilet nasıl alınır?

broadway-tckts

Biz Broadway showlarından birine gitmeyi çok istiyorduk, ama bilet almayı gelmeden 3 hafta önce akıl ettik. Ve yer kalmamıştı. Eğer istiyorsanız, mutlaka çok önceden bakın biletlere. Ayrıca showların indirimli biletleri (%50 kadar), aynı gün Times Square’de meydanda göreceğiniz merdivenlerin altında “tkts” yazan yerde satılıyormuş. Ama sıraya girmeniz gerek, uzunca bir sıraya. Saat 2’deki matine için saat 11 gibi orada olmanız gerekiyormuş. Akşam için ise daha geç bir saatte. Vaktimiz olursa girmeyi deneyeceğiz sıraya. Bir diğer indirimli bilet satan yer de Brooklyn Bridge’deymiş diye duydum bugün, siz bir araştırın yine de.

İmza G.

Kırmızı Baykuş’taki diğer New York gezi notları:

New York’a gitmeden önce yapılması gerekenler
Metropolitan Museum of Modern Art (MoMA)
New York Gezi Notları – 1. gün
New York Gezi Notları – 2. gün
New York Gezi Notları – Long Island
New York Gezi Notları – 5. gün
New York Gezi Notları – 6. gün
New York Gezi Notları – 7. gün
New York Gezi Notları – 8. gün
New York’ta alışveriş

New York Gezi Notları – 5. gün
26.Temmuz.2009

Mutlaka Harlem’i de görmek isteyen benim sayemde (o ana geri döndüğümde, kendime bir tokat atasım geliyor…), metro ile gittiğimiz 125. caddeden (East Harlem), 50. caddeye kadar Central Park’ın kenarından yürüdük. 89. caddede Guggenheim Müzesi yer alıyor. Buralarda görmek isteyebileceğiniz yerler şöyle:

– 328 Lenox Avenue (126-127. caddeler arası) Sylvia’s Restaurant: Harlem’in ünlü soul food restoranı. Soul food, biraz ağır güney yemekleri. Ama denemek gerekir. Mısır ekmekler, kızarmış tavuk, fasülyeler, patates püresi, vs. Ve Harlem’in ünlü birası Sugar Hill’i de tatmadan geçmeyin.
– 253 W 125. Cadde: Apollo Theater: Harlem’in 1914’ten beri dünyanın en iyi cazcılarına ev sahipliği yapmış kulübü.

apollo-tiyatrosu
– 1670, First Avenue: Glaser’s Bake Shop: 100 yıldan fazla süredir siyah-beyaz kurabiyelerden (black-and-white cookie) yapıyor.
– 1000 Fifth Avenue: Metropolitan Museum of Art
– 179 E 86th Street: Papaya King: 1932’den beri hot dog yapıyor.

papaya-king1

– 169 E 71st Street: Breakfast at Tiffany’s’de Holly Golightly ve Fred’in yaşadığı apartman.
– 53 E 79th Street: New York Society Library: 250 senelik bir kütüphane.

Ayrıca hangi numarada olduğunu hatırlamıyorum, ama yine 5. Cadde üzerinde 65-75. caddeler arası dünyanın en büyük tıp kütüphanesi bulunuyor. 800.000 cilt kitap bulunan kütüphane herkese açıkmış.

5. Caddedeki Metropolitan Museum of Art’ın önünde yaşlı bir çift, eski orijinal New Yorker dergisi kapakları satıyorlardı. Bakarken sohbet etmeye başladık. Türkiye’den geldiğimizi öğrendiklerinde acayip tezahürat yaptılar. Türkiye’ye gelmişler ve çok beğenmişler. Mutlaka bir daha geleceklermiş. İstanbul’u gezip gezip, bitirememişler. Neredeyse bizden fazla yer görmüşler Türkiye’de. Çok şekerlerdi. Emekli öğretmenlermiş, Virginia’da yaşayıp, senede 2 kez gelip satış yapıyorlarmış sokakta. Görürseniz mutlaka Türkiye’deniz deyin, görün bakın ülkemiz nasıl seviliyor: )

Bu yürüyüşten sonra, insanın mutlaka biraz soluklanması gerekiyor. Hatta sağlık açısından, günü kapatması bile gerekebilir:) Ama hala enerjisi kalanlar için, bir önerim daha olacak: Metro veya otobüs ile Financial District’e inmek. Yani Manhattan adasının en uç tarafı.

century-211

Financial District’te, ikiz kulelere bakan tarafta Century 21 diye bir mağaza var. Zaten internette outlet diye ararsanız, hemen karşınıza çıkıyor. Ona da uğradık. Türkiye’deki outletler mantığında. Ünlü markaların sezon sonu, tek tük kalmış ürünleri, bayağı indirimli olarak satılıyor. Biraz eşelemeniz gerekiyor. Saatler, çantalar, kıyafetler, ayakkabılar… Guess, Lacoste, DKNY, Versace, vs. Biz gittiğimizde çok kalabalıktı. Belki daha sakin bir zamanda yakalanırsa, bayağı bir şey bulunabilir. Ama biz pek hoşlanmadık. (İnsanoğlu ve fikirleri her an değişebilir, özellikle konu alışveriş ise… Bakınız ilerleyen günlere.)

Yaptığımız yürüyüş, gerçekten bizim için çok yorucu oldu. Akşamüstü ayaklarımız, bileklerimiz artık tutmuyordu. Biz de ertesi gün için farklı bir strateji belirledik: )

İmza G.

Kırmızı Baykuş’taki diğer New York gezi notları:

New York’a gitmeden önce yapılması gerekenler
Metropolitan Museum of Modern Art (MoMA)
New York Gezi Notları – 1. gün
New York Gezi Notları – 2. gün
New York Gezi Notları – Long Island
New York Gezi Notları – 5. gün
New York Gezi Notları – 6. gün
New York Gezi Notları – 7. gün
New York Gezi Notları – 8. gün
New York’ta alışveriş

 

Çoktan seçmeli cevaplar
22.Temmuz.2009

cok-cocuk1

Resim tummymountain‘dan.

Kağıttan Gemiler‘de gezerken baktım, kaç çocuğunuz olmalı konulu bir testten bahsediyor. Hiçbir testi çözmem bunu çözesim geldi. Şöyle bir şey çıktı; “Çok çocuk; Hiç büyümeyeceksiniz siz, o yüzden bir sürü çocuğunuz olmalı. Tabii bunu söylerken finansal koşullarınızı hesaba katmıyoruz. Siz mutlaka işin bu yönünü de dikkate alın. Mutlaka biyolojik çocuklarınıza bakacaksınız diye bir kaide de yok. Malum dünyada milyonlarca kimsesiz ve bakıma ihtiyacı olan çocuk var. Sahip olduğunuz enerjiyi onlara da paylaştırabilirsiniz. Hem hiçbir zaman bitecek gibi görünmüyor o enerji. Çocukla çocuk, büyükle büyük olabilen doğanız; daha ilk bakışta bir çocuğun neye ihtiyacı olduğunu kavrayıveren kapasiteniz ve içinizdeki o engin merhamet sizi bulunmaz bir ebeveyn yapıyor. Bir kere çocuğu büyütenin ekmek, su kadar sevgi ve anlayış olduğunu biliyorsunuz. Ne diyelim, şu dünyaya sizin çocuğunuz olarak gelmek varmış…”

Keyfim çok yerine geldi :):):).Bu arada bizim ufaklık dün Fatsa’yla ilgili yazımızın resimlerine bakınıyordu (mouse’un ortasında tekerleği itiyor, çekiyor, resimlerde gezmeyi bir şekilde beceriyor). Köfte tabağının resmini görünce “şuna baksanaaa, ne güzel yemek” dedi, içim cızz etti. Çünkü biz gezmekten fırsat bulup eve ancak saat üç gibi dönebilmiştik. Çocuk daha öğlen yemeğini yememişti -gerçi öğlen arabada sızdığı için yiyememişti, bizim kusurumuz az-. Yemek daha yeni pişiyor, bizimki arada açıktım diyordu falan filan. Ama sonrasında kallavi bir yemek yedirdik kendisine. Böyle arada aksamalar oluyor tabii, test sonuçlarından bağımsız değerlendirmek lazım.

İmza D.

Gezi Yazıları – Fatsa’dan doğuya doğru
16.Temmuz.2009

Son Karadeniz yazımda Fatsa’yla ilgili bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum. Fatsa’da Vonalı’nın yerinde öğlen yemeğini afiyetle hallettikten sonra, Ordu‘ya doğru devam ettik (Samsun- Ordu arası 165 km).  Daha önce Ordu’ya gelişlerimden birinde Boztepe‘ye çıkmıştık, şehre 6 km uzaklıkta dar bir yoldan kıvrıla kıvrıla çıkıyorsun. Denizden 450 metre yükseklikte ve manzarası çok güzel, bütün şehri  uzaktan incelemek mümkün. İhmal etmedik, yeniden  çıktık.

ordu-boztepe

Bu kadar yüksekten, şehrin yeşil alanları yutarak nasıl ilerlediği net olarak görülebiliyor. Ordu il merkezi yakınlarında, kitaplardan öğrendiğim kadarıyla Turnasuyu Vadisi diye bir yer varmış. Keşif gezileri yapmak açısından ideal. Vasıtası da bol merak etmeyin. 60 km uzunluğunda yürüyüş rotalarına sahip olan Turnasuyu Vadisi’ne geçmeden evvel, Saraycık beldesine bağlı Yoroz kent ormanı da gezilebilir diye okudum, kısa bir zirve tırmanışı mesela. Biz gezemedik, inşallah bir dahaki sefere. Gezilecek yerler için buradan lütfen.

Ordu’dan 46 km sonra Giresun var tabii sırada. Fındık deyince akla Giresun geliyor. Eşim taze fındığı çok sever, ama henüz fındık toplanmadığı için (Ağustos sonu toplanıyor galiba) millet uyanıklık edip geçen senenin mamulünü satıyordu. Onun için taze fındık yiyemedik.  Giresun’un ısırgan püresi, mısır dolması, karalahana diblesi, hamsi böreği gibi envai çeşit yemeği var. Giresun’da öğlen vakitlerinde olursanız, ihmal etmeyin.

Giresun şehri 3000 yıl önce kurulmuş. Romalılar Pontus Krallığı‘nı ele geçirdikten sonra bir de bakmışlar, yerli halk kırmızı küçük yemişleri olan bir ağaç  yetiştiriyor. Bir teoriye göre kentin antik adı olan Cerasus, bir çok dilde kirazın adına esin kaynağı olmuş (cherry, cersie vs). Ben fındık, fındıklı çikolata, bol kiraz yiyip bel çevremi genişletmeyeyim, gezeyim diyenlerdenseniz, Giresun’a 60 km uzaklıktaki Karagöller dağ sinsilesi sizin için  ideal. Atlas Dergisi‘nin  çıkardığı, Türkiye Tatil Atlası’na göre, en tavsiye edilen parkurlar; Eğribel Çoban Bağırtan, Turna ovası – Kümbet, Eğribel – Avşar Obası – Sağrak Gölü, Kırklar tepesi, Karagöl Tepesi, Aygır Gölü – Elmalı Obası.

yayla_sis(resim buradan)

Biz trek falan yapamadık, bünyeyi zorlamaya gerek yok. Trabzon‘da konaklamayı düşündüğümüz için, Giresun’dan oraya ilerledik. Merkezde bir yere, Büyük İmaret Camii’nin yanında bir yere arabayı park ettik, ama bu kosmopolit şehir üzerimize üzerimize geldi.  Nedense şehir merkezinde elini sallasan yirmi tanesine çarpan, gruplar halinde gezmeyi sevdikleri her hallerinden anlaşılan yağız delikanlıların, aydınlık yüzlü, munis Karadeniz insanıyla pek bir ortak özelliğini göremedik. Denizden bu kadar içeride konaklamayı da içimize sindiremedik, kendimiz yine sahil yoluna vurduk. Konaklayamadığımız için de ertesi sabah Maçka’ya gidip  Sümela çıkışını yapamadık, dönüşe ertelemek zorunda kaldık.

Belki duymuşunuzdur;  Rose Macaulay’ın The Towers of Trebizond isimli bir romanı varmış.

productBen bu vesileyle duydum. Bir grup farklı insanın İstanbul’dan Trabzon’a yolculuğunu anlatıyormuş.  Daha okumadığım için ahkam kesemeyeceğim, ama hazır Trabzon’da çok vakit geçiremedik, bari bu kitabı okuyayım diye aklıma not düştüm. Trabzon’a daha önceki bir gidişimde Atatürk’ün tepelerdeki villasını gezmiştim. Villa bazı kaynaklara göre 1890-1903 yılları arasında Trabzon’un zengin bir ailesi olan Karayannidis‘ler için inşa edilmiş ve 1924’de ziyareti esnasından Atatürk’e armağan edilmiş. Sonra Aya Sofya’yı atlamamalısınız. Eski şehri de gezin.

Dediğim gibi Trabzon’da gecelemedik, doğuya doğru hareket ettik. Bu arada da nerede konaklayacağız sıkıntısı baş gösterdi. Bastık Rize‘ye gittik, daha şehre gelmeden Rize Dedeman‘da yerimizi ayırtmıştık. Ama yolda Rize istikametinde giderken, sağ kolda ormanının içine kıvrılan bir küçük yolda Zümrüdüanka Otel‘in tabelasını gördük. Keyifli bir otel varsa kaçırmayalım kaygısıyla, daldık ara yola. Cidden otel, hemen yolun kenarında, deniz ayaklar altında, bir yarın üzerinde minik bir butik otel çıktı. Herşey mantıklı görülüyordu, ama Dedeman’dan pahalıydı (Dedeman150 iken bunlar 170 TL double oda, kahvaltı dahil dediler). Ona içerledik, bir de aşağı katı biraz şark köşesi gibiydi, kahvaltıyı orada yapacağız sandım, biraz üzerime geldi. Bir de Dedeman’a bakalım, siz fiyatı düşünüp bizi arayın dedik ve Dedeman’a yollandık. Dedeman zaten sadece 500 metre ötedeydi. Bir şekilde ben, kablosuz internete tav oldum (Zümrüdüanka’da yok sanıyordum ama varmış, gerçi  2 saat içinde 20 kere kesildi geldi vs) ve oteldeki düğünden göz gözü görmezken, odaya yerleştik. Butik oteldeki adamcağız sonra bizi aradı, 150 TL teklif etti, ama biz yerleşmiştik. Gerçi dönüşte burada kaldık, sonra anlatacağım.

Amma velakin yemek işi hallolmamıştı ve aşağıda düğün sürdükçe otelde yemek yemek hiç cazip değildi. Son Karadeniz’e geldiğimizde Türkiye’nin her yerini biliyor imajı yaratan yol gurusu arkadaşı aradım, nerede ne yiyeceğiz üstad? dedim. Ama sanırım uyuyordu bize pek net olmayan bir tarif verdi. Allah kerim deyip yola koyulduk. Amaçsızca Çayeli‘ne kadar sürdük. Orada, artık ya noluyor birilerine soralım diye durduk ki, Hüsrev gerilerde kalmış. Döndük Hüsrev‘i bulduk.

Hüsrev’i bilmeyen yoktur herhalde, milli kurufasülyecimiz. Bütün duvarları gelen gidenin resimleriyle dolu. Hatta ben eski patronumun nispeten bir gençlik resmini buldum. Eşi ve bir gazeteciyle yemek yiyordu. Ben cinslik yapıp, Hüsrev’de fasülye yemedim. Harika bir köfte yedim. Hatta yanındaki pilav -tereyağından herhalde- safranlı pilav rengindeydi, buram buram tereyağı da kokmuyordu, çok iyiydi. Şöyle görünüyordu:husrevde-kofte1

Hüsrev’de pişen fasülyeler İspir‘den geliyor. Hüsrev kendi tanıtımını çok iyi yapmış. Ankara’da (Balgat’ta) da şubesi var, ama Fatsa’daki Vonalı Celal’daki arkadaştan aldığımız tüyo’ya göre, Çayeli’ndeki Lale restoranın da kurufasülyesi çok meşhurmuş. Adresini bilmiyorum artık, sora sora.

Neyse fasülye ertesi otele döndük, ben otoparktaki keşmekeş içinde 23 Haziran’da post ettiğim mavi minibüs gelin arabasını görüntülemeyibaşardım. Odaya attım kendimi(zi). Düğün tam gaz sürüyordu.

Rize’den hareket edince, Ayder civarına gitmek allahın emri. Biz genelde yol kaçıran tipler olduğumuzdan, koskoca Çayeli sapağını  kaçırmayı başardık. Ancak Fındıklı civarı jetonumuz düştü (allah allah neden çöp arabaları üzerinde Fındıklı belediyesi yazıyor?), geri dönmek zorunda kaldık.

Rize Çamlıhemşin yolu Çamlıhemşin’i geçince ikiye ayrılıyor. Biri Ayder’e, diğeri Çat üzerinden Vernecik yaylasına gidiyor. Ayder, Çamlıhemşin’e 17 km uzaklıkta, Doğu Karadeniz’in en meşhur yaylası. 1990’ların sonunda Kaçkar zirve yapmıştım, oradan hatırlıyorum. Kaçkar zirvesinde kuzey çıkışı için son hazırlık noktasıydı.

O zamanlar dijital makine ortamı yoktu. Evde buna bir çözüm bulup, manuel dijital yaptım kendime. Uçan daire gibi parlayan şey  benim flaş. Ama maalesef etrafta, ortada neler döndüğünü merak eden ve devamlı surette fotoğraf makinesinin peşinde olan 3-4 yaşlarında bir vatandaş varken ancak bu kadar oluyor. Resimler de yıllar içinde yıpranmış zaten:). İlk resim Deniz Gölü‘ne ait.

kackardenizgolu

Ağustos sonuydu (hatta şimdi hatırlıyorum, Lady Di’nin öldüğü yıldı -1997 sanırım- Garibim biz dağdayken ölmüştü, dönüşte ilk  gördüğüm gazetede “gelinliği kefeni oldu” diye başlık vardı, hayırdır dediydim ilkten, sonra anlaşıldı. Tam Dodi’yle eşleşmek üzereydi, İngiliz derin devleti affetmedi dediler sonra), zirveye yakın yerlerde ciddi kar vardı. Sıkı giyinmek lazım.

Bir de minik zirve resmi koyup o günleri yadedeyim, çünkü  artık zirveleri bir tek uçaktan görürüm gibime geliyor. (Gene resmin çeşitli yerlerinde  flaş lekeleri  var mazur görün.)

kackarzirve

Ayder’e geri dönersek, çeşitli kaplıca ortamları mevcut. Biz Kaçkar’da zirve telaşında bir hafta-on gün kadar kampta kaldığımızdan,  dönüşte Ayder’de kaplıcaya gitmiştik. Hamam sevdam oradan başlar.

Ben son gittiğimden beri geçen on senede, Ayder’i o kadar farklı gördüm ki. Betona yenik düşmüş resmen. Pansiyon, incik boncuk satan sürüyle minik büfe, dolmuş taşmış. Benim için cazibesini yitirmiş doğrusu. ayder2

1800 metre yüksekliğindeki Elevit yaylası, Pokut yaylası, Palovit yaylaları çok güzel. Yolları her zaman süper iyi durumda değil, özellikle 4 X 4 bir arabanız yoksa. Köylünün ben benim taksiyle gidiyorum abi, sen bunla rahat gidersin demesine aldanmayın, olayı sorgulayın yoksa bırakırsınız aracı.

Çamlıhemşin bir yol üzerinde ince uzun bir kasaba, nedense ben çok daha büyük bir yer hayal etmişim. Bu arada aralarda,  tepelerde, eski köşkler göze çarpıyor, çok sevimli. camlihemsin

Çamlıhemşin civarından acıktık gene. Yol Fırtına Deresi kenarından akıyordu ve kenarlarda birtakım restoranlar vardı. Bir tanesini gözümüze kestirdik. (Cümle içinde dört kere dere diyeceğim hazırlanın) Dere demeye bin şahit isteyen gürül gürül akan Fırtına deresi dibine kurulu  Dere Restoran’da balık çok iyiydi (0464-656 66 22, Fırtına Deresi 14 km. Dikkaya Köyü, Çamlıhemşin). Normalde deniz balığı dışından balığa bayılmasak da, buna bayıldık. Patates de vardı, bira da vardı, daha ne olsundu. Ben gene tabağımın resmini çektim. Ama balığın mı resmi olsun, fırtına deresi+ bira bardağının mı yarışmasını bardak kazandı.

dere-restoranda-bira

Rize civarlarına gidip sınırı sobelemeden dönmek olmaz diye düşündük. Rize – Hopa 90 km. Çok şeritli yoldan rahat rahat  gidiyorsun, Batum’a kadar devam edebilirsin. Bu arada bir şey öğrendim, THY’nin Gürcistan ile yaptığı anlaşma sonucunda Batum iç hat ağına dahil edilmiş. Yani Hopa’ya gidecekseniz, önce uçakla İstanbul – Hopa sonra otobüsle Batum-Hopa.

Sınırı sobeledikten sonra, tekrar Hopa’ya döndük ve Artvin’e ulaşmak üzere Borçka yoluna döndük. Hopa-Morgul- Borçka arası yol çok güzel. Sağda baraj göleti var, biz  yoldayken güneş batmak üzereydi. Her renk vardı ortamda.

Bu sefer gidemedik ama 2005  civarı bir Macahel maceram olmuştu. Bir iş gezisinde Karadeniz turu yaparken bir gece de Macahel’de kalalım dedik. Borçka’ya bağlı, doğal güzelliği korunmuş altı köyden (Camili, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral, Uğur) oluşan yöre Macahel olarak biliniyor. Borçka’ya 45 km. Borçka’dan Camili’ye köy minibüsleri çalışıyormuş. Biz zamanında (köyün bir cipiydi herhalde) Willis cip benzeri bir şeyle gitmiştik.  Şöför bu güne kadar tanıdığım en geveze adamdı ve nasıl sert kullandı arabayı anlatamam. Hiç de susmadı sağolsun. Araba o kadar sallıyordu ki, arkada iki kişi tuzluk gibiydik. Bizim patron öndeki arabayla (Nissan Patrol gibi birşeydi) konforlu bir şekilde gitti, onun da kulakları çınlasın. Arada çukur geçeceğiz diye arabadan indik bindik, indik bindik, ama sağ salim ulaştık.

camili-yoluMacahel’de iki ahşap camii var. En ünlüsü 1885 yılında yapılmış olan merkezdeki camii. İşlemeleri, oymaları mimarisiyle  ve iç tasarımıyla eşi olmayan muhteşem bir yapı.

camili-camii

Camili’de TEMA’nın Nihat Gökyiğit Konukevinde konakladık. Ama duyduğuma göre son yıllarda bir kaç pansiyon da hizmete girmiş. TEMA için yer ayırttırmak şart (biyotematur 212-283 78 16). Konukevi ile aynı mekandaki TEMA’nın laboratuarında kafkas arısı  ve bal üzerinde türlü türlü çalışmalar yapıyorlar. Tesis çok temiz, modern.Yanlız tek hatırladığım, akşam o kadar soğuk olmuştu ki, bavulumdaki herşeyi üstüste giyerek yatmıştım. Duş almayı aklımdan bile geçirmedim.

macaheltema1Camili köyü tam sınırda, taş atsanız sınır ihlali yapabilir. Bu arada resimdeki telefonum, kimsenin telefonunun çekmediği  ortamda çekiyordu, çok sükse yapmıştı.macaheltelefon

Bu sefer ki  gezimizde Camili’ye dönmediğimiz için Artvin’e  devam ettik. Vardığımızda akşam olmak üzereydi. Artvin enteresan. Onu  bir dahaki post’da anlatacağım.

Kırmızı Baykuş’taki diğer Karadeniz seyahati yazıları:

Gezi yazıları – Samsun’dan doğuya doğru
Gezi yazıları – Samsun
Gezi Yazıları – Fatsa’dan doğuya doğru
Gezi yazıları – Amasra
Gezi yazıları – Artvin

İmza D.