SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Bu sabah siz yataklarınızda iken şöyle şeyler yaşandı
22.Mayıs.2013

En son 28 Kasım’da  yazmışım. Artık blogun takip edilebilir tarafı kalmadı  diyenler çoğunluktadır eminim. Ama hepinizi utandıracağım. Bu arada boş  durmadım tabii.  Bir sürü kitap, film  vs.

Hepsi bombardıman  gibi gelecek. Öncelikle, ısınma babında söyle bir geyikle başlıyorum.

 Bu sabah  siz yataklarınızdayken söyle şeyler yaşandı.

uykuluAkşam  art ardına 2 film seyrettim ( 2 si de süperdi bu arada yazacağım) .

Yarımda yattım. Yatarken de sabah erken kalkayım da evi toplu bırakayım diye düşündüm çünkü bugün akşama bir arkadaşım kalmaya gelecek.

Saat 05:40 da 06:40 sanarak kalktım duş aldım. 8 yaşındaki kızımı  kaldırdım  saat 06:00 da . 06:30 da evden çıktık.  Devamlı da  fırça atıyorum gene geç kaldık diye çünkü servise yetişeceğiz ya.

Sonra bizim eve yakın bir yerlerde  oturan teyzeme küçük kızımı  bırakacaktım.  Kadıncağız  pijamayla kapıyı açtı “senin saatin doğru mu?” vs  muhabbetiyle durum ortaya çıktı.  Ben ufaklığı  alıp geri aşağı indim.

Geri eve döndük, ben evi topladım, sonra aşağı parka indik. Millet yürüyüş yapıyor, biz parkta. “Hayırdır?” falan diyorlar. Erken  kalkmışız diyorum. Saat 07:10. Manzara söyle:  40 yaşlarında bir kadın bankta oturuyor. 8 yaşındaki eleman  ip atlamaya  çalışıyor. 3 yaşındaki diğer şüpheli ise  çoraplarıyla kum havuzunda yürümek için  izin koparmaya çalışıyor (“lütfen annecciiim)  ama zaten hali hazırda çorapla dolanıyor.

Daha sonra sabah 06:30 itibarıyla  yanından depar atarak arabaya koştuğumuz apartman  görevlisine rastladık. “Hayırdır inşallah ?” dedi. Ben de  kendimi,   adamcağıza “teyzeme kızı götürdüm de,  saatin kaç?  dedi de, orada uyandım duruma”  vs şeklinde detaya girmiş buldum.    Sonra boş bakan adama durumu özetledim “erken kalkmışız” diye.

Saat 8:30 gibi perişandım.  Şimdi iyiyim:).

Daha saat 09:40 ama  ben 4 ( yazı ile;  dört) saattir faalim…

 İmza D.

 

Bebeler seneye forma giymiyor olabilir
28.Kasım.2012

Okul formaları ile ilgili  bir yönetmelik değişikliği oldu,   belki haberiniz vardır. Dün car car televizyonlarda idi.  İlgilenenler  tamamını okusun bakalım buradan. Yönetmelik  söyle diyor: “Öğrenciler, okul, sınıf ve şubelerde tek tip kıyafet giymeye zorlanamaz. Ancak, velilerin en az yüzde altmışının muvafakatiyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı özel kurumlara ait okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde 4 üncü maddede yer alan sınırlamalara uyulmak kaydıyla, okul yönetimlerince okul kıyafeti belirlenebilir.” Yani seneye de forma giyiyor olabilir bizim bebeler. Ama giymiyor da olabilirler.  Özel okullarda  iş velilerde bitecek.  Yönetmeliğin yasaklara dair bazı maddeleri bizim evde sıkıntı yaratacak cinsten. Bazılarını da anlayamadık. Sorularım şöyle: 

Öğrenim gördükleri okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takılar takamaz; Winx, Barbie, Monster High vs gibi  zerzevatı bu kapsama sokmaya çalışacak işgüzarlar  çıkarsa bizim bazı  kılık  kıyafet devre dışı kalabilir.

İnsan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve mevsim şartlarına uygun olmayan kıyafetler giyemez; Bu  insan sağlığına zararlı ibaresini anlamakta  zorlandım: Asbestli  tişört mü giyecek çocuk? Asbesti kıyafetleri vasıtasıyla okula taşıma kötü niyetinde olan biri bunu forma ile de yapamaz mı?

Yırtık veya delikli kıyafetler ile şeffaf kıyafetler giyemez;  Bizim yırtık kotlar da zayi oluyor bu kapsamda.  Hatta ben de veli kapsamında kapının önünde bulabilirim kendimi.

Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetler ile diz üstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giyemez;  Burada da diz üstü etek,  tayt ve şortlar kapsamında sıkıntılar yaşayacağız.  7 Yaşında çocuğa dizaltı etek  giydirilir mi? Forması bile diz üstü onun.  Taytlar da cidden devre dışı kalırsa duman oluruz.

Siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz ve giysileri giyemez;  Che mesela siyasi  sembol mü? Henüz Che’li bir şeyimiz yok ama seneye ne moda olacak nereden emin olabiliriz. Artık  işgüzar okul yöneticisi   tırıvırı bir şekli siyasi sembol  olarak algılarsa?

 Böyle sorularımvar.

İmza D.

 

 

 

The Master
28.Kasım.2012

Geçenlerde, nerdeyse bana yıllar kadar gelen bir aradan sonra benim iki kızı da annemlere satarak arkadaşlarımla The Master’a gittik.  Öncesinde ağır bir yemek yedik, bir sürü şarap içtik, tatlı yedik vs. İyice ağırlık bastıktan sonra 20.45 matinesine 21.05’de yalvararak girdik.  Filmin başları kaçmıştı ama dert etmedik.  Ben aslında biraz ettim,  çünkü sinir olurum başını vs görmediğim filme devam etmeye, hep bir şeyler kaçar. Filmde  Joaquin Phoenix ile Philip Seymour Hoffman oynuyor. Joaquin Phoenix’e hasta olduğumu daha önce yazmıştım (mesela Gladiator, mesela Walk the Line, mesela 8mms). Phoenix bıraktım sinemayı diye ukalalıklar yapmıştı birkaç yıl önce. Sonra dönmüş tabii tez zamanda,  çizmiş biraz karizmayı bu açıdan. Öte yandan (aslında tipi düzgün bir herif olmasına rağmen) burada oynadığı karakter kambur, çarpık çurpuk bir tip ama güzel oynamıştı kerata. Hoffman’a da zaten edecek lafımız yok.  Geçenlerde Truman Capote’un Soğukkanlılıkla diye bir kitabını okumuştum. Onun  filmi çekilmiş idi orada da oynuyordu, seyretmeye niyetlenmiştim, olmamıştı galiba. Uyumuşumdur kesin. Amy Adams‘ da Seymour’un karısını oynuyor.  Onu da The Office dizisinden hatırlarsınız belki. Sıkıcı bir insandı kendisi,  bu filmde de öyle. Film Freddie Quell (Phoenix oynuyor), isimli 2. Dünya Savaşında savaşmış birinin hikâyesi üzerine kurulu. Quell, Lancaster Dodd (Hoffman oynuyor), ile tanışıyor. Onun da tarikat gibi bir oluşumu var. Ona takılıyor.  Tarikatın adı “the Cause”.  Bir sürü müridi var, müridler bunları evlerinde yediriyor, içiriyor, onlarda bu arada sıkıcı sıkıcı egzersizler yapıyorlar vs. Çok hafife indirgemiş olmayayım olayı ama cidden sıkıcı şeyler yapıyorlar.  İnsan koşarak uzaklaşmak istiyor dahası olay 50’lerde falan geçiyor.

Özetle -şaraptan mıdır nedendir bilmiyorum-   bana çok sıkıcı geldi. Seyrederken “ulan ilginç de konu ama ben bunu kimseye tavsiye edemem”  diye düşünürken buldum kendimi.  Tam kaçta bitecek bu hesapları yaparken (144 dakika sürüyor)  hesapladığımdan 25 dakika erken bitti.  Güzel bir sürpriz yaptı,  demek başında tahminimizden daha uzun bir kısmını kaçırmışız.  Ben arada uyudum ( evet B. itiraf ediyorum ben arada uyudum ama sen dürtünce- bir kere dürttündü –  olaya hakimmişim gibi bir surat takınmaya çalıştım. Çaktırmadığıma inanıyorum).

Bizim entelektüel seviye  (B. seni de harcamış olmayayım ben kendimden bahsediyorum) olayı kavramaya yetmemiş olabilir çünkü film iyi eleştiriler almış. Mesela Rotten Tomatoes  ki benim çok nazarı dikkate aldığım bir websitesidir  bayağı  iyi demiş özetle. Gerçi herkes Phoenix ve Seymour’un performansını övmüş, biz de onlara bir şey demiyoruz zaten. Bir de Scientology ile benzerlik muhabbeti var. Hoffman’ın Scientology’yi kuran L. Ron Hubbard , ile benzerliği konuşulmuş,  Ben Hubbard’ı bilmediğimden bir şey diyemeyeceğim. Umurumda da değil açıkçası. Özetle epey sıkıldım ama çok kötü de diyemeyeceğim. Şimdiki aklım olsa gitmem diyerek konuyu kapatayım.

İmza D.

Prince Abdulaziz
19.Ekim.2012

Şu gün şu saat itibariyle, Boğaz’da karşımda demirlemiş duran yatın üzerinde Prince Abdulaziz yazıp, arkasında da Suudi Arabistan bayrağı asılı olunca merak ettim, bir bakayım dedim. Buna yat demek biraz zayıf kalır fakat, ben gemi demeyi tercih ediyorum.

prens abdulaziz yatı

Boyu 147 metre imiş ve Wikipedia amcanın dediğine göre, 22 yıldır dünyanın en uzun ve geniş yatı olma özelliğini sürdürüyormuş. Yani kısaca, 20. yüzyılın en lüks yatı deniyor. 1984’te Danimarka’da yapılmış. İlk sahibi Suudia Arabistan kralı Fahd imiş. O 2005 yılında öldükten sonra, kardeşi Abdullah ibn Abd al-Aziz yatın sahibi olmuş. En fazla 41 km/h hız yapabiliyormuş. Tam kapasite kullanıldığında, yat için 60-65 adet çalışan gerekiyormuş.

Bu arada bu yat, Suudi Kraliyet ailesinin sahip olduğu yatlardan sadece biriymiş. Aşağıda, yatın sahibi olduğu için gayet mutlu gözüken Kral Abdullah’ı görüyoruz (Şaka şaka! Ama bu fotoğraf, Kral Abdullah Kate Middleton’la prensin düğünündeyken çekilmiş. Krallar, prensler, prensesler dünyası, biz pek anlamayız!)

kral abdullah

Kral Abdullah’ın uzun ismi: Abdullah bin Abdülaziz el Suud. Şu andaki Suudi Arabistan kralı. Soylu Suudi ailesi mensubu. Dünyanın en büyük petrol rezervlerinin başında bulunan adam. Kendisinin bir fotoğrafını daha buldum, orada da mutlu. Genel olarak hayatından memnun bir tip gibi duruyor.

Kral Abdullah

Geçenlerde de birkaç gün Savarona durmuştu, baktıkça çok hoşumuza gitmişti; çok yakışıyordu Boğaz’a. Bugün de bu duruyor… Öyle işte.

İmza G.

O gün bügündü
14.Ekim.2012