SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Nil kıyısı
25.Mayıs.2009

nil11Nil Karaibrahimgil’in yeni albümü piyasaya çıkmış bir süre önce. Kendisini yakından takip ediyorum diyemem doğrusu.  Çok tarzım değil yaptığı müzikler.  Ama sevimli buluyorum  sound’unu. Çalmaya başlasa istasyon değiştirmem, hatta keyfim yerindeyse eşlik de edebilirim.  Şarkı sözlerini de genelde yaratıcı buluyorum, bazıları bana dokunuyor bile.Söyleşisini  görsem orada burada, kesin okurum, atlamam. Her zaman insanı  gülümseten bir şeyler çıkar. Radikal’de de Elif Türközmez’in  röportajını görünce kaçırmadım. Çizgi  film izlerken bile ağlama potansiyelim çok yüksek olduğundan, Simpsons seyrederken duygulanıp  şarkı yazma havasına girdiğini duyunca daha bir kanım kaynadı.  

“Ben çizgi romanlardan, çizgi filmlerden, okuduğum, gördüğüm her şeyden ilham alıyorum. O şarkıyı öğretmenlere yazdığım sanılmasın. Bir gün ‘Simpsonlar’ı izlerken yazdım. Bart’ın öğretmeni gazeteye ilan veriyordu, seveceği birini bulmak için. Bart ve arkadaşları da kadınla dalga geçmek için bunu kafelere falan çağırıyordu. Böyle yağmurlu havalarda saatlerce bekletip uzaktan bakıp gülüyorlardı. Ben bunu izlerken bir ağla, bir ağla… Mahvoldum, çok üzüldüm, bu şarkıyı yazdım. Demiştim ya, bazı insanların algısı başka türlü açık. Her şey size şarkı yazmak için ilham veriyor. Lisa Simpson benim idolüm mesela. Alice de öyle. Bazı karakterler çok etkiliyor beni. Mesela ‘Wall-E’ diye bir film izledim en son. Oradaki robotu kendime benzettim. İçine aldığı şeyleri küp şeklinde dışarı çıkarıyor bu robot. Ben de öyleyim; gördüğüm, duyduğum şeyleri kendi içimde dönüştürüp şarkı olarak, yazı olarak dışarı çıkarıyorum.”

Bir de söyle demiş:

“Bugünlerde ‘Ağaçların Gizli Hayatı’ * diye bir kitap okuyorum. Kitap şöyle başlıyor: Ağaç olmak zordur! Ben bunu okuyunca dedim ki “O da mı?” (kahkaha patlatıyor) O da mı zor ya? Ağaç olmak da zorsa, ne kaldı? Ağaçlara bile huzur yokmuş, anladım. İnsana nasıl olsun?” 

Her şeyin ötesinde, Nil bence Türk pop camiasındaki en güzel kadınlardan  biri. Minik ama en güzel.

* Secret Life of Trees, Colin Tudge

İmza D.

Bir ilkokul kompozisyonu
23.Mayıs.2009

 

three-wishes-2

Konu: 3 dilek hakkınız olsa ne dilerdiniz?  

“Günümüzde üç dilek hakkımız olması çok önemlidir. Maalesef sevinerek bu hakkımizı kullanırız her zaman. Benim 3 dilek hakkim olsa 3 dilek hakkı daha isterdim. Elde var 6 dilek hakkı , 5’i ile 3 er dilek daha dilesem 15 dilek hakkım daha olur. 15 dilek ile her istediğimi dilerim. Günah değilse Allah olmayı dilerim. Allah olduktan sonra dilek hakkım sonsuz kere sonsuz olur. Çok akıllı olurum. Maalesef her istediğimi yapabilirim. Kendime kasvetli bir yarış arabası yaptırırım. Onunla Antalya’ya gider dedemlerin elini operim. Dedem bana torunum Allah olmuş der. Sevinir. Harçlik verir. Abime vermez, çünkü o arabaya kusan bir gerzek. Sonra dedem mezarlıkta zombileri öldürmeye gonderir beni. Hepsini yok ederim ışın kılıcıyla. Babami da döverim.”

Birisi  mail atmıştı bunu bana 🙂 Fotoğraf buradan.

İmza D.

PLURAL +
23.Mayıs.2009

Gençler için medya yarışması

cameraman17

PLURAL + dünyadaki tüm gençlere açık,  göç, entegrasyon, ait olma ve kimlikle ilgili  düşüncelerini  aktarabilecekleri, kendi  çektikleri kısa videolar ile katılabilecekleri bir yarışma. Yarışma kapsamında gençlerin,  göç, iltica, mültecilik ile ilgili konular, kültüler arası dialog, çeşitlilik, insan hakları ve çatışma önleme  gibi alt başlıklar konusunda  çalışmalar göndermeleri teşvik ediliyor. 

Her tip  video  yarışabilecek ( belgesel, animasyon, drama vb.). Üç yaş grubu belirlenmiş; 9-12, 13-17, 18-25.

Kazananlar 18 Aralık 2009, Uluslararası Göçmenler Gününde açıklanacak.

PLURAL+ IOM (International Organisation for Migration- Uluslararası  Göç Örgütü) ve bir çok uluslararası kuruluşun ortak  girişimi. Daha fazla bilgi için burayı tıklayabilirsiniz.  

Bizden  geçti tabi. Gençler yarışsın. (Fotoğraf buradan)

İmza D.

George Carlin-Zaman Paradoksu
22.Mayıs.2009

George Carlin, Amerika’da 70 ve 80’li yılların bir komedyeniydi. Biraz ağzı bozuk bilenen biri idi. Youtube’u izleyebilenlerdenseniz birkaç videosunu izlemenizi öneririm. Mesela dini sorguladığı bu videosu çok başarılı.

carlin_dvd_frontCarlin, 11 Eylül’den ve karısının  ölümünden sonra  söyle yazmıştı:

“Tarih içinde zamanımızın  paradoksunu  söyle sıralayabiliriz.  Daha yüksek binalarımız ama daha az sabrımız var; daha geniş yollarımız ama daha dar bakış açılarımız var. Daha çok harcıyoruz ama daha az şeye sahibiz;  daha fazla satın alıyoruz ama daha az hoşnutuz. 

Daha büyük evlerimiz ama daha küçük ailelerimiz,  daha çok ev gereçleri ama daha az zamanımız var.    Daha çok eğitimimiz ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız ama yine de daha çok sorunumuz;  daha çok ilacımız  ama daha az sağlığımız var.

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz,  çok savurganca  para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor,   çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor  çok yorgun kalkıyoruz. Çok az okuyor, çok fazla TV seyrediyor ve  çok az şükrediyoruz.

Mal varlıklarımızı   çoğalttık ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz. Çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz. Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.  Yaşamımıza yıllar kattık ama yıllara yaşam katamadık.

Aya gidip gelmeyi  öğrendik ama yeni komşumuzla tanışmak için caddenin karşısına geçmekte sorunlarımız var.  Uzayı fethettik ama iç  dünyamızı değil.  Daha büyük işler yaptık ama daha iyisini yapamadık.  Havayı temizledik ama ruhumuzu kirlettik.  Atoma hükmettik ama önyargılarımıza hükmedemedik.

Daha çok yazıyoruz ama daha az öğreniyoruz.  Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.  Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için  daha fazla bilgisayar yapıyoruz ama daha az iletişimim kuruyoruz.

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş  sindirilen yiyeceklerin, büyük adamlar ve küçük karakterlerin, yüksek karlar ve sığ ilişkilerin  zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın  girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu,  daha süslü evler,  daha   dağılmış  yuvaların  olduğu  günlerdir.  Bu  günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan  çocuk bezleri, yok edilen ahliaki değerler,   bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar herşeyi yapabilen hapların olduğu  günlerdir.  Vitrinlerde herşeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbirşeyin  olmadığı bir zamandayız. 

Öyle bir zaman ki  teknoloji  size bu mektubu getirebilir,  siz bu  içselliği ya paylaşmayı,  ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz…”

Bunu  bana bir ara Banur göndermişti. Tekrar okudum, tekrar  sevdim.

İmza D.

Ben Böyle Veda Etmeliyim – İsmail Cem Kitabı
21.Mayıs.2009

benboylevedaetmeliyimCan Dündar, İsmail Cem ile yaptığı uzun söyleşiyi, Ben Böyle Veda Etmeliyim adı altında kitaplaştırmış ve kitabı ölümünün birinci yılına denk gelen dönemde İş Bankası Yayınları çıkartmış. Çok akıcı ve eğlenceli bir kitap. Dolu dolu yaşamış başarılı bir kişiliğin, kendi anlatımından hayat hikayesi var. Kendisi bildiğiniz gibi Abdi İpekçi’nin yeğeni. Bakın kendi ağzından, İpekçi soyadını resmen değiştirme hikayesi:

Can Dündar: “İpekçi soyadını kullanmamanızın, Abdi İpekçi’nin bahsettiğiniz hassasiyetiyle bir ilgisi var mı?”

İsmail Cem: “Yok. O tamamen bir inat meselesi… Abdi rahmetli bana “yumuşak malzeme içine sarılmış inat” derdi. Galiba Turhan Aytul bir gazeteye anlatmış bunu… “Yumuşak inatçı” dediği şu: Ben genelde yumuşak görünür, ama çok inat edermişim, sonuçta da dediğimi yaptırırmışım. Soyadımı resmen değiştirmem sonradan Demirel’in yüzünden oldu. Onun hikayesini de bu vesileyle anlatayım: Ben 1963’te ilk yazımı Milliyet’e verirken, Amerika’da siyahlar bir yürüyüş yapmıştı. Yüz binlerce insan katılmıştı ilk defa… Onunla ilgili bir yazı yazdım, gazeteye (Cumhuriyet) girecek. “Cem İpekçi” diye imzamı attım, yazımı da Turhan Aytul’a teslim ettim. Turhan dedi ki, “Cem, senin başka ismin yok mu?” “Göbek adım var” dedim. “Büyükbabamın ismi İsmail; benim adım da İsmail Cem İpekçi.” “Peki” dedi. “İsmail Cem olarak koysak, bir mahsuru var mı senin için?”

“Hayır, ama neden” diye sordum. “Çünkü sen ilk kez halkın önüne çıkıyorsun. İpekçi soyadıyla olunca, yayın müdürü de Abdi İpekçi olduğu için, “Tabii yazısı girer.” derler. Senin buna hiç ihtiyacın yok.” dedi. Onun için kullanmadık İpekçi soyadını. 1970’te yayınlanan ilk kitabım da dahil, bütün yazılarımda, makalelerimde, kitaplarımda adım hep İsmail Cem diye geçer…

İmza G.