SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Piyale Madra
21.Mayıs.2009

piyale-madra

Piyale Madra’dan. Daha fazlasını isterseniz buradan.

Pırıl pırıl hayvanlar
21.Mayıs.2009

Bizim ufaklığın ısrarlarından illalah deyip, internette zebra resimleri peşine düştüm. Karşıma pırıl pırıl parlayan hayvanlar çıktı.  glowing-fish_big

Bu balıkların DNA’larına sarı, yeşil ve kırmızı parlak  protein eklemişler. Nasıl ekleniyor onu  bilemiyorum ama sonunda elemanlar böyle parlamaya başlamış. Peki ama neden boyle bir işe girişmiş bilim insanları? National University of Singapore‘ın 1999 yılında yaptığı çalışmanın amacı -anlayabildiğim kadarıyla- belli toksik maddelerin varlığı halinde parlayacak balıklar üretmekmiş. Bir kaç yıl sonra ilk  parlayan balıklar dükkanlarda boy göstermeye başlamış. Bu arada Singapur genetik olarak oynanmış bu tip hayvanların satışına izin veren ilk ülke. 2003’de de GloFish ABD’de dükkanlarda boy  göstermeye başlamış.  Bazı dükkanlarda satış  fiyatı 5 ila 10  bin dolar arası değişiyormuş. Ucuz değil yani. National Geographic‘in dediğine göre, bilimsel olarak devasa sonuçlar  getirmemiş bu deneyler; ama genetik olarak oynanmış hayvanlarla ilgili mevzuatın netleşmesine hizmet etmiş. Ne güzel.glowing-mice_big

Bu farelerin niye parladığını, yani deneyin amacını çok net anlayamadım. Araştırma University of Pennsylvania tarafından yapılmış. Sanırım  kısır olmayan spermlerin belirlenmesinde işe yaraması amaçlanmış. Başarılı sonuçlar da vermiş.  Sonuçta kısır olmayan hücrelere sahip fareler ışık altında parlıyor, anladığım kadarıyla.

glowing-dogs_big

Bu da genetik olarak oynanmış bir beagle yavrusu.  Konu teknik olarak beni aşmaya başladı. Anlayıp yazmaya çalışırsam saçmalayacağımdan korkuyorum. Bu kadarla bırakıyorum.

Bu arada zebra resmi ararken aklıma bir şey geldi: Bir keresinde Karadenizli iki yaşlı teyzenin ( ikisi de az duyuyor) belgesel seyrederken aralarındaki muhabbetlerine tanık olmuştuk. Bunlar 15 dakika kadar belgeseldeki vahşeti vah vah,  tüh tüh diyerek seyrettiler. Tabii birbirlerini az duyduklarından, her cümle üç kere telaffuz ediliyor. Bu arada birinin diğerine şöyle bir soru  sorduğunu işittik;  “bu  çızgılı atlar ne?” O günden beri zebralar bizim evde “çızgılı at” olarak anılır.

İmza D.

Şapkalı minicik insanlar
20.Mayıs.2009

Öğlen yemeğini atıştırırken gene günlük Etsy turlarımı yapıyordum. Karşıma bu iki tip çıktı. Gerçi uzaktan yakından işim olmayacak Derya Baykal tipinde örgü şapkalarla ilgili bir sayfada rastladım onlara, ama şeker gibiydiler.yesilli-oglan2

Hatta bu ufaklığın gerçek bebek olduğuna bile inanamadım bir süre. Bir ara internette yemeye kıyamayacağım badem ezmesinden  yapılma bebek modelleri geziyordu. Onlardan sandım, ama baktım hep canlı bebeklerle çalışılmış.

Bir de bu var. Jelibon gibi.pembeli-kiz

Bu kadar.

İlgisiz ama, şu anda badem ezmesi yemeğe o kadar ihtiyacım var ki 🙂

İmza D.

Damadı öpebilirsin..
20.Mayıs.2009

chuck4Dün Milk’den bahsedip, eşcinsellere empati yaparken size en favori filmlerimden birinden bahsedeceğimi söylemiştim. Söz konusu film, başrollerini Adam Sandler ve Kevin James’in paylaştığı:  “I now pronounce you Chuck and Larry”

Gerçek hayatta da çok yakın olan Sandler ve James, filmde Brooklyn İtfaiye İstasyonu’nda çalışan  iki yakın arkadaşı canlandırıyorlar. Biri zampara, biri eşini kaybetmiş bir baba.

Eşini kaybetmiş babanın başına bir şey gelirse emeklilik fonunun çocuklarına kalması için acilen bir evlilik  yapması lazım. Ancak, ortada onunla evlenecek, güvenilir biri yok. O da teklifi kankasına götürüyor. Haliyle zampara olan Sandler teklifi kabul etmiyor, sonra mecburen ediyor. Bu arada ve sonrasında  komik bir sürü şey yaşanıyor. Bunlar için  filmi seyredeceksiniz:)

Ben bu  filmi  farklı  kültürel çevrelerden gelen çeşitli  gruplarla seyrettim (evet  bir sürü kereler seyrettim). Genelde herkes fazlasıyla güldü. Bence de çok sevimli, insanın içini ısıtan bir film. Bir de nikah sahnesi var ki,  Çinli bir tip kıyıyor nikahı, inanılmaz komik. Homofobiklere veya o güne kadar konu üzerinde fazlaca düşünmesine fırsat/ihtiyaç olmamış tiplere de  türlü dersler veriyor.

Adam Sandler bence çok başarılı bir aktör. Sadece komedi filmleriyle değil. İki de dramını seyretmiştim, süperlerdi ama onlardan sonra bahsedeceğim.

Bu sefer Kevin James’i methetmek istiyorum.Kevin James’i King of Queens den tanırsınız belki. Bu dizide arıza kayınpeder Arthur’u oynayan Jerry Stiller, Ben Stiller‘in babası. Bir ara Ben de bu diziye  konuk sanatçı olarak katılmıştı galiba. Ama üzerinde düşündükçe emin olamıyorum??? Neyse onlara da çok gülüyorum ama başka seferlerde ayrıntıya girerim. Bu gün Kevin’in günü. Aynı isimle bir de terörist  varmış ama benim kasdettiğim tabii ki o değil.

chuckandlarryprem29

Kevin James Amerika’da pek meşhur bir komedyen. Seyredin bir iki parçasını seversiniz.  Bir de sihirbazlık tarafı var, ama ilgilenenler onu da kendileri araştırır artık.

P.S. Bu arada nedense kafamda Adam Sandler ve Ben Stiller’i eşitlemişim ben. Benim için aynı kişi onlar. Hep bir düşünüyorum ikisini de 🙂

İmza D.

Harvey Milk
19.Mayıs.2009

Sean Penn’in müptelası olduğumu daha önce bir kaç kere söylemiştim. Gerçi Milk seyrettiğim en güzel filmi değil bence, ama son zamanlarda okuduğum bir iki yazı bana filmi tekrar düşündürttü.

 milk1

Milk 1977 yılında  belediye başkanı seçildiğinde  ABD’de eşcinsel kimliğini saklamadan üst düzey yöneticiliğe seçilen ilk bürokrat olmuştu. Film Harvey’in 40-48 yaş arası hayatını anlatıyor. Hikaye NY’da başlıyor ve Milk’in sevgilisi ile San Fransisco’ya taşınıp Castro’da bir dükkan kiralamaları ile  gelişiyor. Castro işçi kesiminin yoğun olarak yaşadığı bir bölge  ve kısa zamanda geylerin rağbet ettiği bir muhit haline geliyor.  Milk bir süre sonra  herkese eşit hak söylemiyle  politikaya baş koyuyor. Herşey bir yana, filmi izlerken politikacılığın olmazsa olmaz şartının bir şeylere cidden gönül vermek olduğunu anlıyorsunuz. Ben mesela o kampanyaların yoğunluğunu hayatta kaldıramazdım. Tüm kampanya ekibini üç gün sonra kapının dışına koyup pijamalarımın peşine düşerim. Millete ayıp olur. Neyse Milk  böyle yapmıyor.  İnananı da çok. Seçiliyor.milk2

Filmde gey karakterleri  diğerleri ile harmanlamışlar.  Geyler gey olmayanları, gey olmayanlar geyleri  canlandırmış. Oyuncuların bir şansı da karakterlerin çoğunun henüz hayatta olması olmuş, danışma şansı varmış. Filmde Penn’in nasıl zayıflamış göründüğüne de dikkatinizi çekerim. Filmdeki dükkanın sahnelerini  orjinal mekanında çekip   kiracıya sizi  9 hafta kadar dışarı alabilir miyiz demiş, ayarlamışlar. Film,  kostümler ve mekanlar açısından gerçekten 70’lerin sonunda çekilmiş gibi. Ara ara eski  gösteri  kayıtlarının kullanıldığından süpheleniyor insan. Güzel cidden.

Bir de güzel haber var. Sean Penn’in rol aldığı  Tree of Life yakında vizyonda.

Milk nereden aklıma geldi derseniz, belki  basından takip etmişinizdir; bir kaç  gündür cinsel tercihi bir şekilde  ortaya çıkmış bir futbol hakeminin, bu mesleği layıkıyla yapıp yapamayacağına dair saçma sapan  bir tartışma sürüyor. Bu hakem, önceki akşam  Habertürk’de Ahmet Çakar’ın  programına katılıp  kimliğini açıklamış. Yüzünün mozaiklenmesine de itiraz etmiş. Doğrusu televizyona çıkıp  eşcinsel kimliğini açıklamak bana maço Türk futbol camiası açısından çok cesurca geldi.  Kendisinin, mesleğine sorunsuz devam edebilmesini canı gönülden diliyorum. Ama çok   üzülerek, tünelin sonunda fazla ışık görmediğimi de itiraf etmeliyim.

Bu arada en favori filmlerimden birinin bu konulara parmak bastığı aklıma geldi. Onu da ufaklık  izin verdiği ölçüde bugün, yarın yazarım. Malum bugün tatil,  evde birlikteyiz:).

İmza D.