SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Gezi notları – Amasra
31.Mayıs.2009

Bizim baykuşun üç ayağından biri sabit, Amerika’da. Diğeri ise her an dünyanın her köşesinde olabilir, çok seyahat ediyor. Şu aralar Kuzey Amerika’da. Bu gezegen ayak NYC’den bir post patlatmadan, bizim mütevazı Amasra gezisinden bir şeyler yazayım dedim. Amasra’da nerede yenilir? Amasra’da nerede kalınır? Amasra’da neler yapılır? Amasra’ya nasıl gidilir? Bunlara cevap verelim…

marti

Bir süredir çekirdek aile olarak bir yerlere gidememiş olmanın hırsıyla, şehirden sadece  bir geceliğine uzaklaşabileceğimizi  gözönünde bulundurarak, denize de mutlaka dokunmak istediğimizden, kendimizi Amasra yollarına vurduk.

Amasra’yı seviyoruz,  Karadeniz kıyısının en sevimli  kıyı kasabası. Göreceli olarak sapa oluşu, Ege’deki herhangi bir kıyı kasabasına kıyasla fazla gelişmesine engel olmuş, nispeten bakir kalmış. Devamlı kaldığımız bir pansiyon var. Kuşna pansiyon. Alt resimdeki bordo bina. Mayıs 2009  fiyatları; oda-kahvaltı (oda fiyatı, yatak değil) 60 YTL. Toplamda 6 oda var. 4 tanesi deniz cephesi. Gece cam açık uyursanız dalga sesi duyuluyor 🙂

(Ağustos 2010 itibarıyla fiyatlar 75 TL olmuş öğrendiğim kadarıyla)

kusna23

Kuşna pansiyon,  hava biraz serin olduğunda bile kalınabilecek  bir yer çünkü kaloriferli. Odalar  geniş, tamamında 3 yatak var. Banyolar yeni, düzgün. Ama bina prefabrik. Dolayısıyla ses yalıtımı diye bir şey yok 🙂 Bana göre hava hoş,  derin uyurum, vız gelir ama uyanıksanız kim odasına girdi, çıktı, içkiyi fazla kaçırdı rahatlıkla takip edebiliyorsunuz.

Sabah kahvaltısı çok  sevimli. Mütevazı ama herşey var. Bir kaç masalı, kapalı bir minik salonları var. Ayrıca tam kapının önünde, açıkta bir incir ağacı var. Altına üç masa koymuşlar. Süper bir deniz manzarası var. İlk gittiğimizde, ben olsam bu incir ağacını keserdim, deniz manzarasını heba ediyor diye ahkam kesmiştim. Ama kahvaltı esnasında anladım sebebini: yazın  gölge olmazsa kahvaltı eziyete dönüşebilir.

kahvalti

Amasra’da bir sürü balık restoranı var. Biz  daha önceki  gelişlerimizde yoğunluk sebebiyle burnundan kıl aldırmayan  işletmecilerinin, baş garsonların ve garsonların tavırlarına sinir olduğumuzdan tanıdık bir adrese yöneldik.

cesmicihan

Amasra’da adam gibi bir yemek isteniyorsa, sezon içerisindeyse, özellikle haftasonu ise, rezervasyon yaptırmamak  biraz cengaverlik olur. Aç kalırsınız. Biz saat 21:30’a kadar midye, bira ile açlık bastırıp masa boşalmasını beklediğimizi biliriz.

Bu sefer de saat 17:00 gibi gidip saat 20:00 gibi geleceğiz, aman deniz kenarı masa olsun diye telaşla rezervasyon yaptırmaya kalktık, ama garsonlar, rahattılar: “Abi sıkıntı olmaz”. Sonradan anlaşıldı cidden. Tek bir masa, bir de biz vardık.  Güzel oldu, sezon dışında gezmeyi seviyorum; insan  gibi arabanı park edebiliyorsun, boş bank bulabiliyorsun, deniz kenarı sakin oluyor, vs. En sinir olduğum, etraf cıvık cıvıkken yapılan sezon tatilleri.  Neyse barbun güzeldi, salatalar da süperdi ama sirkeli. Sevmiyorsanız aklınızda olsun.

salata

Evli ve çocuklu iseniz Büyük Liman’da deniz kenarındaki salaş kafelerde oturarak kumsalda oynanan, kedi, martı her nevi koşan, uçan mahlukatı kovalayan çocuğunuzu kontrol altında tutabilirsiniz.  Daha sıcak bir havada gittiğimizde burada kumların üzerindeki bir masada okey oynadığımızı hatırlarım. Ama daha masalar kumların üzerine inmemiş.  Rüzgar da ara ara diniyor, sonra yine çıkıyor. Kafayı sepet gibi yapıyor.

Büyük bir çocuk parkı var meydanda. Bebeler çıldırıyor, terk etmek istemiyorlar. Sürüklemek gerekebiliyor. Bir de trafiğe kapalı, sağlı sollu ıvır zıvır satan bir sokak var. Bizim kız çıldırdı tabi. Bir takım kelepir oyuncaklar almak zorunda kaldık. Allahtan çıtası çok yüksek değil, acayip mutlu oldu bir iki minicik  şeyden, değdi.  Mesela bu zürafaa:

5

Sonra babası kendine bir oyuncak buldu. Eskiden beri bizim evde, bir saç balık tavası almak lazım muhabbeti yapılır durur. Karadenizliler arasında balık tavalarının bir raconu var, belki bilirsiniz. Bizimki balık tavasını bulunca dayanamadı. Aldık. O da resmen hoplaya zıplaya döndü eve. Her gelene de etraflıca bir demo yaptı. İddiaya göre balık bunlarda çok lezzetli oluyormuş. Bakalım yiyecez.

tavaAmasra’nın  biraz sapa kalmasının bir takım dezavantajları var. Mesela bir çok restoran ve motel Kasım sonu gibi kapanıp Mayıs’a kadar açmıyor. Sezon kısa yani. Amasra Safranbolu’ya da yakın (90 km) bir gece de oraya kaçılabilir.

Güzeldi, gidin.

Gezip Gördük de Amasra ile ilgili bir post hazırlamış, mutlaka bir göz atın.

Karadeniz’le ilgili başka gezi yazılarımız da mevcut:


Gezi yazıları – Samsun
Gezi Yazıları – Fatsa’dan doğuya doğru
Gezi yazıları – Amasra
Gezi yazıları – ArtvinGezi yazıları – Samsun’dan doğuya doğru

İmza D.

Sosis zararlı mı?
30.Mayıs.2009

Geçenlerde babası, yumurtasını yemeden  sadece sosis  peşinde olan  bücüre, beş saniye içinde komik bir kahvaltı tabağı  hazırladı.Eleman sosislerin hatırına  yumurtaların tamamını götürdü. 

tabakta-sosis

Bizimki  iki yaşına kadar  sosis hiç yemezdi. Vermezdik çünkü.  Ama verdiğimiz gün olay bitti.  O gün bugün sosis  gördü mü affetmiyor. Bu durum hoşuma gitmiyor çünkü sosisin çocuk beslenmesinde  faydalı ve gerekli olmadığını  düşünüyorum. Yetişkin beslenmesinde de bence  külfet bişey. İçeriğinden hiç bir zaman emin olamıyorsunuz, mesela farklı markalar almak zorunda kalırsam benim aklıma hep bağırsağın içine tıkılan çeşit çeşit hayvan etleri gelir. Şişmanlatıyor vs. bir sürü sıkıntı. 

Üstüne üstlük geçen  sene sosisler de ve bazı  burgerlerde kullanılan bir renklendiricinin E128  (Red 2G) kanseröjen özelliğinin yoğun olduğunu okumuştum. Bu konuda  Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (European Food Safety Authority) bir açıklaması var. Sözkonusu  katkı maddesinin artık  insan  tüketimi için uygun olmadığı açıklanmış. AB mevzuatı  çerçevesinde bu katkının belli oranlarda kullanımı halen serbest. Ama Red 2G maddesi vucutta anilin isimli bir maddeye dönüştürülüyor  ve bu da kanser riskini artırıyor. Bizde  sosislere  her türlü renklendiricinin konuluyor olması  şiddetle muhtemel. Fazla yememek lazım.

İmza D.

Bebelere yaşgünü partileri
27.Mayıs.2009

happyBizim ufaklık geçen pazar bir yaşgünü partisine davetliydi.  Tek başına gidemediği için kalktık sabahın  köründe oflaya puflaya götürdük. Fakat o da ne? Acayip eğlendik. Şöyle oldu:

Parti, Çankaya belediyesinin Ahlatlıbel tesislerindeydi. Buraya yıllar önce bir Cumartesi öğleden sonra  gitmişliğim vardır. Kapının önü konser çıkışı trafiğini hatırlattığı için, bir daha haftasonu buraya gelirsem ne olayım şeklinde yeminler ederek ortamı terk etmiştim. Önünden geçip binlerce arabayı ve boş yerler için verilen mücadeleyi gördükçe, kenarından kıyısından geçmiyorum diye aklımı severdim. Taaa ki bücür, yaşgünü davetini alana kadar.

colorfulbdstuff1Genel alışkanlık icabı saat 10:00’da başlayan partiye on dakika kadar erken gittik. İlk konuk bizdik doğal olarak.  Ev sahibi anne baba,  otoparka yakın,  güzel bir köşeyi kapmak için erkenden gelmişler. Piknik masası, kektir, börektir,  meyve suları, sütler vs. brunch formatında doldurulmuş. Mecburen bir takım balonlar şişirip, süslemelere yardım ettik. Ağaçlara süsler astık. Yer zaten, halı gibi çim.Rengarenk oldu ortam. Sonra yaşgünü sahibi (3 yaş bitiş, 4 yaştan gün alış) teşrif etti. Sonra diğer çocuklar dökülmeye başladı, etraf iyice şenlendi. Çimlerde yattık, uçurtma uçurduk bizimkiyle, daha doğrusu ben uçurdum o baktı – ben gayet  başarılıydım, bir çok babadan daha iyiydim, keh keh- . Sonra  sabun köpükleri kovaladık. Yere düşen balonları telef ettik. Harikaydı.

ayda

Bizim ufaklığın ilk bir iki yaşgünü partisi sonrasından söyle bir tespitim olmuştu. Yaşgünleri çocuklardan çok anneleri  tatmin edecek gibi tasarlanıyor. Mesela masadaki pasta, börek çeşiti adedi onların umurunda değil. Onlar kendileri  gibi bir metre yüksekliğindeki küçük canavarlarla deliler gibi  koşuşturup, çığlıklar atıp, taşkınlık yapmak,  bir noktada da pasta üfleyip, hediyeleri açmak istiyorlar.

Dolayısıyla mevsim uygunsa açık havada parti yapmak bence süper fikir. Çöpünüzü torbalayıp, çöp kutusuna bıraktığınız takdirde toplamanız gereken bir ev kalmıyor. “Ölümü gör ayakkabı çıkarmayın veya ben size terlik vereyim halı beyaz da” muhabbetleri de mesnetsiz kalıyor. Ne kadar meyve suyu damlasının yerle buluştuğunun da hiç önemi yok çünkü yer çim. Hatta bir takım pastalar yere düşürüldü. Kimsenin umurunda olmadı.

Alan  geniş olduğu  için bir  sürü  oyun da oynanabilir. Ama, çıldırmamak için  bir takım kuraları unutmamalı. Özetle süperdi, şiddetle tavsiye edilecekler kategorisine not alındı.

İmza D.

Kölekıyısı
27.Mayıs.2009

Yaşı ben civarı olanlar (rakam vermeye niyetim yok:) ) Kökler dizisini, Kunta Kinte’yi falan hatırlarlar. Afrika’dan koparılan ve köle olarak çalıştırılmak üzere Amerika’ya getirilen  siyahların hikayesi, milleti zamanında çok etkilemiştir. Benzer hikayeler  Türkiye’de de var.  afrikali-turk2

Mustafa Olpak‘ın Kenya’dan İstanbul’a, Köle kıyısı isimli kitabını daha yeni bitirdim. İç Anadolu’da doğup büyüyünce insan Afrikalı Türklerle pek karşılaşmıyor, ama Ege kıyılarında gözler onlara aşina.

Olpak’ın ailesi de Kenya’dan köle olarak çalıştırılmak üzere getirilen ve Osmanlı’da nesillerce çalıştırılanlardan. Punto yayınlarından çıkan kitap devamlı parçalanan aile hikayeleri ile dolu. Aile bireylerinin tamamı köle olarak   görüldüğü için, aman anne ve çocuklarını veya kardeşleri birbirlerinden ayırmayalım diye bir kaygı yok. Hepsi oraya buraya savrulmuş. Azad edilmeleri sonrasında Olpak’ın ailesi hep yoksullukla boğuşmuş.

mustafa-olpakAyvalık’ta mermer ustalığı yapan Olpak’ın iddiasına göre, Cumhuriyetten beri hiçbir tarihçi, araştırmacı, veya üniversite, bu siyah insanların geçmişini, sosyolojik  yapısını araştırmamış. National Geographic ekibi gelip  Olpak’la görüşüp özel bir sayı hazırlamışlar. Olpak’ın fotoğrafını da oradan buldum.

Kitap da bana ilginç gelen bir konu da şöyle: 1800’lerin sonu ve hatta 1920’lere kadar aktif olan bir dernek  Afrika’dan getirilenler arasında bir iletişim ağı faaliyeti yürütüyormuş. Örgütün belli sayıda azatlı locası varmış ve her locanın başında azatlı bir Kolbaşı veya Godya denilen bir başkan  bulunurmuş. Bunlar sahipleriyle geçinemeyen kölelerin özgürlüğünü satın alırmış, yaşlı ve düşkünleri barındırırlarmış. Dini görevleri de varmış, yılın belli zamanları ayinler düzenlerlermiş. Bu örgüt sayesinde  herhalde, dağılan aileler bir şekilde bir araya gelebiliyorlarmış.

Bir de duyduğuma göre TRT, Olpak’ın kitabını temel alarak Ayvalık, İstanbul ve Girit’te  “Arap Kızı Camdan Bakıyor” isimli bir belgesel çekmiş. Bu belgeseli seyrettiğimi hayal meyal hatırlıyorum. Olpak’ın iddiasına göre Antalya’dan İstanbula kadar sahil şeridinde yaklaşık iki milyon kadar Afrikalı Türk vatandaşı yaşıyor. Radikal’de de geçen sene bir haber çıkmıştı. İsteyenler buradan okuyabilir.

İmza D.

Kendisi ile yapılan bir röportaj için tıklayın.

Ankara Sokak Festivali
27.Mayıs.2009

sokak-festivali

SOKAK FESTİVALİ 3 BAŞLIYOR – 30 MAYIS’TA KARUM ÖNÜNDE…

PROGRAM

30 Mayıs 2009 Gün Boyunca Resim Çalışmaları (İsteyen şövalesini alıp katılabilir.)

“Objektifte Ankara Var!” Fotoğraf sergisi

“24 Saat Kavaklıdere” Fotoğraf sergisi

Karikatür Sergisi

Çevre Sergisi

ve

Serbest Kürsü…(dileyen Daha Renkli bir Başkent için gelip konuşabilir.)

 

10:00 – Karum çim alanında Meral Ceylan‘la Güneşi Selamlama

11:00 – 16:00 arası: Stantlar, mini etkinlikler, Avrupa’dan müzik

16:00 – 17:30 arası: Çocuklara Yönelik Aktiviteler

16:00’dan itibaren:

GO Oyunu Eğitimi ve Turnuvası,Capoeira Gösterileri, Avusturya’dan İllüzyon gösterileri, Ebru Atölyesi, Dijital fotoğraf etkinlikleri,Günbatımında Yoga (Yoga Sala ile)

19:00’dan itibaren Müzik ve Dans: Viento Latino eşliğinde  “Avrupa’dan hepimizin bildiği şarkılar“

20:30 Film Gösterimi: “İstiridye Prensesi” -sessiz film-

21:30 Belgesel Gösterimi: “A Fair to Remember”

 

Tüm etkinliklere katılım ücretsiz ve LEO Organizasyon tarafından düzenleniyor. Durance sponsor. Etkinliklerle ilgili ayrıntılı bilgi için.

Haydi bakalım, eğlenmece…

İmza D.