SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Hippily bunny
21.Nisan.2009

bunny21

Bizim ufaklığı  Pazar günü annemlerle yazlığa yolladık. Hasret şimdiden başımıza vurdu. Döndüğünde odasında değişik bir şey olsun,  bücüre sürpriz  olsun diye birşeyler ararken  Youtube’da Hippily Bunny diye bir  filme denk geldim.  Süper birşey. Dört yaşında Enya diye bir kız bir hikaye yazmış, resmetmiş. Babası da  yardım etmiş  film haline getirmişler.  Hikayeyi Enya kendisi anlatıyor fonda . Süper sevimli. P.S: (resimler Etsy‘den)

İmza D.

Adaya giden minik tekneler…
21.Nisan.2009

akdamar10-15 yıl kadar önce,  bir seneye yakın Van’da yaşamıştım. Orada tanıdığım bir çocuk vardı. Bilkent mezunu ama ailesi oralı, geri dönüp yerleşmiş. Parası falan vardı, rahattı. Bir pizzacı açmış, oyalanıyordu. Ben döndükten sonra  ara ara konuşurduk,  naber  nasılsın diye. “Süpper abi, herşey süper, harika” derdi hep..  Gülerdik bu muhabbete  çünkü, sanırsın  bir sosyal hayat,  bir sürü kültürel etkinlik,  festivaller vs.  Hele o zamanlar  Van’da pek bir şey yok. Her yeni gelen Van Gölü’ne götürülür, minik teknelerle Akdamar adasına geçilirdi. Bir de bir bilardo salonu vardı.  Üç gün takıldıktan sonra herkesin  tüm yüz hatlarının bakmadan resmini çizebilecek duruma gelirdin.  Genelde  sonunda kendini  edebiyata verirdin 🙂

Bir de Van kedileri vardı tabii 🙂 Hareket halinde bir tanesinin resmini ekliyorum. van-kedisi1(Fotoğraflar Van’dan yeni  dönmüş bir arkadaşın arşivinden)

1-2  günlüğüne annemlerin yanına yazlığa gideceğim de;  kendi kendimi “süper ya,  harika” derken  buldum.  Aklıma bunlar geldi, gülümsedim.

İmza D.

I Dreamed a Dream
20.Nisan.2009

11 Nisan’da “Britain’s Got Talent“e çıktıktan sonra ana haber bültenlerine dahi konu olan Susan Boyle’ı duymuş olduğunuzu tahmin ediyorum. Ben son zamanlarda bir kaç kere seyrettim. O kadar olağanüstü bir performans ki özellikle salonda olsa insan, ayaklarda alkışlamamak zor.

400

Gösterişsiz tipi, minik bir İskoç kasabasından gelmesi, kaba aksanı, yıllardır işsiz olması ve 47 yaşında olması,  jürinin oraya buraya göz devirmelerine sebep olsa da,  Les Miserables’den I Dreamed a Dream’i söylerken Susan’ın sesi bir tokat gibi iniyor surata.

Susan geçmişte irili ufaklı ses eğitimleri almış, bir iki müzikal için de hamleler yapmış ama genelde tipten kaybetmiş sanıyorum zira sesden kaybetmesi olası  görünmüyor. Daha önce Cry Me a River‘ı CD olarak çıkarmış  ama nedense hak ettiği sıçramayı yapamamış. 8 kardeşten biri. Hepsi evi terk etmişler, annesi 91 yaşında  ölene kadar ona bakmış. Hala da sanırım aynı evde 10 yaşındaki kedisi Peebles ile yaşıyor. Hüzünlendirdi beni.

Hakkındaki ön yargılara da dokundurmuş arada.  Kendi  sözlerinden,  çevirmeden aktarıyorum.

“Modern society is too quick to judge people on their appereances. ..There is not much you can do about it, it is the way they are. But maybe this could teach them a lesson, set an example.”

Nick Barron‘dan güzel de bir yorum okudum hakkında. Onu da orjinal bırakacağım.

“In her success, we see a phoenix rising from the ashes of dissappointment, sadness and hearth break. We see prosperity after recession. We see good trumping evil, and we see a restoration, albeit ever so slightly, to the belief that dedication and perseverance can pay off in the end.”

Bu yarışmada benim oyum olsaydı,  kesin Susan’a giderdi. .. Fan club’ı için tıklayın.

İmza D.

Minik bahçe kazası
19.Nisan.2009

compdsc00383“Bahar bizim buralara resmen geldi” şeklinde bir anons yapmaya niyetliydim. Bir de dedim resim çekip kanıt olarak ortaya koyayım.  Ancak uğultuyu fark ettiğimde artık çok geçti. Bir işçi arı tarafından sokuldum. Zaten resimlemeye çalıştığım ağaç arı kovanı  gibiymiş. Okul dağılmış gibi birsürü arı. Resimlerin birinde saldırının faili olduğunu düşündüğüm arı da çıkmış 🙂

İmza D.

compdsc00389

Mummy’s song list
18.Nisan.2009

Son on yıldır ofise uzak evlerde oturduğumdan sabah akşam arabada dinlediğim müzikler benim için önemli. Süper  bir müzik dinleyicisi olduğumdan falan değil.  Ama bir nebze seçici olmaya çalışıyorum. En basitinden; parazitli radyolara dayanamıyorum. Ayrıca reklamı abartan radyolara doğal olarak  sinirleniyorum, o  gün şanslarını kaybediyorlar. Ertesi gün unutuyorum. Gerçi gıcıklığına  reklamları aklımda tutup, ürünü almamayı hatırlama çalışıyorum  ama onları da genelde unutuyorum.  DJ’ler konusunda da sabır çıtam çok düşük,  genelde bildik CD’leri tercih eder buluyorum kendimi.

Neyse, bu bizim ufaklık araba yolculuklarına dahil olana kadar böyleydi. Sonra düzen yerle bir oldu. Şimdilerde haftalar, aylar, geçiyor biz hala aynı müzikleri  dinliyor oluyoruz.

İlk  bir yaşa kadar, parkuru mola vermeden tamamlayabilmek için kendimi “Ali Baba’nın Çiftliği”ni  defalarca söylerken ve her türlü hayvanın taklidini  abartarak yaparken buldum. Yüzlerce kere.  Onlarca hafta.

Sonra bir süre Türkçe çocuk şarkılarından bir CD bulduk. O yıl  bizimki, şarkıların sırası ve kaç kere çalınacağını  konusunda söz sahibi olmaya da başlamıştı. İki İnatçı Keçi olsun, Küçük Ayşe olsun, Baltalar Elimizde olsun  can-ı gönülden ezberledim.

Bu arada bir de “Bir Küçücük Aslancık“olayı var:  Bu şarkıyla ilgili geyik boldur. Cidden neydi bu şarkıyı yazan insanın kafasındaki acaba? Küçük Aslanın  babası savaşta vuruluyor, köyden kovuluyor. Bir de şöyle bir final var: “Bu şarkının sonu pek hoştur, şimdi söylersem boştur”.  Nasıl yani? Ne zaman söyleyeceksin? Bak kaç yaşımıza geldik hala Küçük Aslancıkla ilgili bir güzel haber alamadık.

Sonra bir heves Issız Adam‘ın albümünü aldık. Ayla Dikmen’i de 1-2 kere dinledik doğal olarak. Bu arada bizimki şarkıya sardı. Son 4-5 aydır kaç kere dinledim cidden hatırlamıyorum. Yol yarım saat sürüyor desek, şarkı üç dakika  desek, 10 kere gidişte, 10 kere gelişte. Günde 20 kere, haftada en az 5 gün.  İnsanın cidden  çocuğu arabada bırakıp  inesi geliyor bazen:)

les-choristes1Bir dönem de “Les Choristes” filminin müziklerini  dinliyorduk. Orada da iki şarkıya  takıntı geliştirdik. Çocukcağız  doğal olarak Fransızca  konuşmayı beceremediğinden, onlara da hızlı koro şarkısı, yavaş koro şarkısı  diye  isimler taktık ( Les Choristes anne ve baba için kod: 1. şarkı ve Compere Guilleri anne baba için kod 11. şarkı ).

41wcpxhevbl__ss500_1

Sonra hayatımıza Walt Disney’in çocuk şarkıları albümü girdi. Bu sefer  eleman  İngilizce şarkı isimlerini hatırlayıp, tekrarlayamadığından  sadece annenin anlayabildiği bir kod oluştu.  Mesela önce Hayvanat Bahçesi  şarkısına talep geliyor ( Old Mc Donald veya baba için kod: 14. şarkı)  sonra  sopalı şarkı (Three Blind Mice veya baba için kod: 3. şarkı ) sonra İngilizce şarkı ( sanki diğerleri Latince) (This Old Man veya baba için kod: 1. şarkı  gibi ).

Görüldüğü üzere ciddi  bir düzen, sıra var. Şarkı listesine aşina olmayan bir sürücü bizim arabada hayatta kalamaz. İstenen şarkı çalınmazsa ciddi  bir muhalefet oluyor.  İnsan direnecek  gücü kendinde bulamıyor, boyun eğiyor. Bir süre sonra zevk almaya başlıyorsunuz.  Ofiste fotokopi çekerken Minik Kelebek‘i  söylerken buluyorsunuz kendinizi. Öyle işte.

İmza D.