SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
İki çocukla (1 yaş+ 6 yaş) tatil
15.Ağustos.2011

İmza D.

Larry Crowne
5.Ağustos.2011

Bizim 6 yaşındaki ufaklığın “ay ben yiycem bu kızı yaa” ayaklarıyla yakaladığı yerde 1 yaşındaki kardeşini taciz etme huyu sabit olduğundan, ikisini bir arada birilerine teslim edip gece dışarıları çıkmak artık çok sık rastlanan lüksler değil bizim için.

Geçen gün bir fırsat yakaladık, hemen bir kısa yemek ardından film yapalım dedik. Ben gözüme Hangover II‘yu kestirdim. Artık haftalardır oynamakta olduğu için sadece Ankara Kentpark Prestige’de buldum matinesini. Sallana sallana gittik. Bilet almak için terastan geçerken bir baktık bir duvara minik bir branda sermişler. Bu ne be dedik? Gişeye bir gittik ki sinema kafasına göre hiç internette falan ilan etme zorunluluğu gözetmeden 21:00 matinesini, 22:00 ve açık hava olarak değiştirmiş. Üstelik terasta rüzgârlar esmeye başlamış o sırada. Bilenler bilir Ankara’da açık hava sineması her zaman çok güzel bir tecrübe olarak anılmaz. Ben bir defasında insanların arkalardaki döner tezgahlarının etrafında kümelenip ısınmaya çalışarak film seyrettiğini hatırlarım. Ben tabii ( biraz abartarak) hayatta tek eğlencesi film seyretmek olan ve son bir yıldır da bebek ve eşimin yurtdışında olmasından hareketle kocasıyla film seyredememiş biri olarak hızla parladım, gişedeki kıza bir fırça çektim, yahu nasıl ilan etmezsiniz böyle birşeyi diye söylendim de söylendim. Kızın umru bile olmadı o da ayrı. Zaten Hangover II ertesi gün vizyondan kalktı, onu da kaçımış olduk. Öte yandan hızla parlayınca çabuk da söndüm, Larry Crowne‘a girmeye kadar verdik. Geçen gün David Letterman’da Julia Roberts ve Tom Hank’i seyretmiştik. Sevimli idiler.

Hikâyesi söyle: Larry, K –Mart kılıklı bir yerde işini severek çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor sonra sırf üniversite diploması yok diye aniden kovuluyor. Bir süre işsiz kalıyor ev kredisi zora giriyor. Sonrasında üniversitede dersler almaya başlıyor, arabasını bir kenara bırakıp tor tor giden bir scooter ediniyor vs. Giderek Larry daha parasız ama daha mutlu bir insan olmaya başlıyor. Üniversitede de Julia Robert’dan bir ders alıyor vs. vs.

Ben 60 yaşıma gelmeden kendime scooter kılıklı bir motor edinebilirsem asla üç motordan fazlasıyla birlikte gezmeyeceğim. Bunu da bir kenara yazıyorum.

Filmi de çok sıkıldığınız bir gün seyredebilirsiniz. Çok kötü de değil, sevimli ama o kadar işte.

İmza D.

Turuncu göz ve kulaklar
4.Ağustos.2011

B. yollamış sağolsun, kendisi üşenmiş koymaya ben üşenmedim  koydum, süper çünkü.  Bu vesileyle  aklıma, bizim evde yaşamadığımız  bir yılı  fırsat  bilip   bahçeyi  mesken tutmuş  puhu  kuşu geldi. Onun resimlerini  de koyacağım yakında.  Puhu, Baykuş’un bir alt modeli. Bizim ufaklığa aldığımız Meraklı Minik (Tübitak yayını, şiddetle tavsiye) sayesinde  turuncu  göz ve kitap ayracı gibi duran kulaklarından bu tespiti doğru yaptığımı umuyorum.  Evet kesinlikle bir puhu bizimki.

Bu  resimdekinin ise elindeki tek verilere  bakarak  (turuncu göz ve kulak) ne olduğunu tahmin edemiyorum  zira gözler turuncu ama kulaklar  kafaya yapışık. Bilmiyorum belki soğuktandır. Donanımımı geliştirmeliyim yoksa tasnif  esnasında tıkanılıyor.  Fotoğraf buradan.

İmza D.

 

Benim bebeğimden sadece 5 yaş büyük….
2.Ağustos.2011

Benim kızımdan sadece 5 yaş büyük kız çocukları bu dehşeti yaşıyor. Daha da kötüsü onlarla aynı veya daha beter yazgılar paylaşan yüzlercesi var.

“ŞANLIURFA’da, son iki günde hastaneye başvuran yaşları 14 ile 17 arasında değişen 11 kızdan birisi doğum yaparken, 10’unun da hamile olduğu ortaya çıktı. Doktorların şikayeti üzerine güvenlik güçlerince yapılan incelemede, kızların çocuk yaşta nikahsız olarak evlendirildikleri ortaya çıktı. Tedavilerine başlanan kızların nikahsız olarak birlikte yaşadıkları saptanan ve gözaltına alınan kocaları ’reşit olmayanlarla cinsel ilişki kurmak’ suçundan adliyeye sevk edildi. Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alınan şüpheliler, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.”

Haber buradan. Resim ise buradan.

İmza D.

Gezi yazıları – İlk Gürcistan yazısı
27.Temmuz.2011

Geçen sene Temmuz ayında ilk gidişimden beri bir Gürcistan yazısı yazacağım diye hep aklımda, ama senenin çoğunu iki çocukla evde yalnız geçirdiğimden mi, yoksa eskisine göre daha yaşlı ve uyuz olduğumdan mı bilemiyorum elim değmedi. Ne zaman ki G. Avustralya-Hong Kong seyahatinden döndü, bir de “Kanguru nasıl beslenir?“ temalı postu yazdı, allah dedim bunun arkası gelir, en azından bir kronolojiye sabit kalalım yazılarda.

Gürcistan’ı çok sevdim ben, Türkiye’den tabii ki daha geri ama öte yandan şıkşıkırdam tatil kalabalıklarından uzak, her taraf yemyeşil, üstüne bir de palmiyeler ve deniz var. Dağ desen, o da var. Tarih var. Özetle ben çok sevdiğim için abartabilirim bunu aklınızın bir kenarına yazın, öyle okuyun.

Hopa sınırından Gürcistan’a geçiş

Paraya kıyıp Tiflis’e uçmam ben diyen herkese, Karadeniz’e yolları düştüğü takdirde hemencecik Hopa sınır kapısından Batum’a geçmelerini öneriyorum. Sarp’da sınırı geçtikten sonra Batum şehir merkezi sınıra en fazla 15  kilometre herhalde, resmen  yürüme mesafesi. Geçen sene  pasaportunda 6 aylık  süresi olan TC vatandaşları vizesiz geçebiliyorlardı. Hatta  galiba sadece nufüs  kağıdıyla da geçilebilecek  diye bir karar  çıktı ama  uygulamaya geçildi mi bilemiyorum.

Hopa ‘da sınırda insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir yolcu otobüsünün arkasına düşmek. O zaman biraz sıra bekliyorsunuz. Yoksa 20 dakikada herşey bitmiş oluyor. Hele ki sizin arabada çocuk varsa Gürcüler çok hassas, sizi azarlayarak sıranın önüne geçiriyorlar (allah belanı versin kadın öne geçsene ne duruyorsun sırada kucağında çocukla şeklinde tercüme edilebileceğini tahmin ettiğim birşeyler bağırıp duruyorlar) işlemler kolaylıkla hallediliyor.

Ben ilk gittiğimde bizim o zamanlar yaklaşık 2000 gr gelen 2 numaralı ufaklık sayesinde zaten fazlasıyla bir merhametle karşılanıyorduk. Sık geçişler sonrası sınırın her iki tarafında da gayet yakinen tanınıyorduk. Sıra bekletmediler sağolsunlar.

Sınırı geçince hemen ferah ferah yollarla karşılaşıyorsun. Biz ilk gittiğimizde (Temmuz 2010) yollar çok kötüydü. Hatta Tiflis’e ilk defa karayolu ile gittiğimizde 4 saat sonunda eşime, ya bu ne arabada mıyız deveye mi bindik belli değil diye çıkıştığımı hatırlıyorum. Devamlı biri seni dürtüyor gibi habire bir çukurdan çıkıp diğerine giriyorsun, kucağımda da bebek, diğeri de solumda devamlı konuşuyor, çıldıracak gibi olmuştum. Sonradan yollar yapıldı, durum toparlandı.

Bir sıkıntı var: Hayvancılık önemli tabii oralarda. Bu hayvanların büyük kısmı yollarda gezinmekte bir sakınca görmüyor. Trafik azami dikkat gerektiriyor.

Batum Gürcistan’ın en popüler turizm beldesi. Geçen sene yazın başında Sheraton açıldı, bu sene ise diğer 5 yıldızlı oteller açılıyor. Devam edecek..

İmza D.